Ateşe Dönen Dünya: Sarıkamış
Yazan: Hikmet Temel AKARSU 12 Şubat 2011
Kategori: EDEBİYAT
Urus cephesinden yükseldi duman
Bu karalı günler gider bir zaman
Gelinler dul kaldı, uşaklar uryan
Şu Devlet-i Ali Osmana bakın.
(Anonim)
(Sarıkamış kitabının piyasa çıkan yeni edisyonu dolayısıyla Hikmet Temel Akarsu’nun daha önce yayımlanmış “Ateşe Dönen Dünya: Sarıkamış” yazısını, modifiye edilmiş olarak yayımlıyoruz.)
Her ilkbaharda Çanakkale’de beliren Anzaklar’ın torunlarının şafak ayinlerini, anma törenlerini ve sarsılmaz vefakarlıklarını anlamaz gözlerle izler dururduk. Birinci Dünya Savaşı’nda ülkelerinden binlerce kilometre uzaklıktaki, hiçbir alıp-veremediklerinin bulunmadığı bir ülkeye, sırf İngiliz sömürgesi oldukları için getirilen Anzaklar onbinlerce kayıp verip tarihlerinde ilk defa savaşın ölümcül yüzüyle karşılaşmışlardı. O güne kadar hiçbir ciddi savaş yaşamamış tecrübesiz ülkeler Avusturalya ve Yeni Zelanda’nın gencecik çocukları, dünyanın en problematik bölgesinde binyıllardır savaşarak ayakta kalmayı başarmış bir toplumun son varoluş kavgasına gelip çatmıştı. Ödedikleri bedel ağır oldu. Fakat bu sayede millet olmanın ne demek olduğunu kavramaya başladılar. Ve Çanakkale’de kaybettiklerine şükranlarını her yıl hazin, yürek burkan, anlamlı törenlerle sunmayı gelenek haline getirdiler. Kavgaları haksızdı ama kayıpları ağırdı. Türkiye bu vefakar işgalci torunlarına hep sempati ile baktı. Onların adanmışlıklarında kendi kahraman evlatlarının yansısını buldu. Fakat kişisel olarak ben aynı şekilde düşünmüyorum. Bugün ülkemizin yaşadığı bütün yoksunlukların ve 20. Yüzyıl boyunca süren sefaletin sebebi bu savaşta verilen ağır kayıplardır. Ülkemiz Çanakkale’de, Payitahtı savunmak adına en iyi yetişmiş kentli “münevver” evlatlarından yüz binlercesini yitirdi. Anzakları affetmek ve her yıl bando-mızıka karşılamak bence gereksiz bir bonkörlük yahut ölçüyü kaçırmak. Ruslar Stalingrad’da yaptıklarından dolayı Almanlar’ı affediyorlar mı? Ya da İngilizler Londra bombardımanından dolayı Hitler’i affettiler mi? Ya Almanlar Dresden bombardımanı için İngilizlere teşekkür ediyor mu? Cezayirliler Fransızları affediyor mu? Ya da Japonlar ülkelerine atom bombası atmış Amerikalılara tebessüm ediyor mu? Lakotalar bile aradan geçen bunca yıla rağmen Amerikalılarla görecekleri hesabın çetelesini sunuyor. Biz neden Anzakları affediyoruz?… Üstelik o Anzaklar o günden sonra hep savaştılar, emperyalist kılıç nereyi kesmek istediyse orada savaştılar. Halihazırda hala savaşıyorlar, Bir zamanlar Osmanlı toprağı olan birçok yerde bugün bile savaş halindeler. Devamını oku
Yaratıcılık ve Delilik…
Yazan: Hikmet Temel AKARSU 23 Ocak 2011
Kategori: EDEBİYAT
“Yaratıcılıktan mütevellit sıra dışılık ile alelade deliliği eşdeğer görmek ana akım ideolojinin ve gericilerin; bir de şarlatanların bayıldığı bir şeydir. Ama gerçek farklıdır…”
Nobel Ödülü kazanmış yazarların yapıtlarına önyargı ile yaklaşırım. Önyargı her zaman, düşünüldüğü kadar kötü bir şey değildir. Çok zaman haklı gerekçeleri olduğu ortaya çıkar ve insanı zaman kaybetmekten korur. Nobelist yazarların hangi saiklerle bu ödüle layık görüldüklerini irdelediğimde çoğu zaman siyasi telakkilerin ön planda olduğunu görürüm. Bu siyasi telakkiler kolaylıkla tahmin edilebileceği gibi fakir fukaranın, garip gurebanın, ezilen zümrelerin ve aşağı tabakanın değil bilakis efendilerin lehindedir daima. Yine de hayatı çocuksu, naif gözlerle izleme aşamasını çoktan geçmiş biri olarak varsılların, efendilerin ve iktidarın diliyle konuşanların edebiyatında bile okunmaya değer üstün sanatsal yaratılar bulunabileceğini kabullenmiş; dahası bundan istifade eder hale gelmiş birisiyim. Örneğin; İslamofobia’nın ekstrem düzeyde arttığı, üçüncü dünyadan nefretin azdığı, dünyada savaş tamtamlarından başka bir sesin duyulmadığı, sınıfsal nefretin lanetinin ırkçılıkla birleşerek tüm kara derili, esmer ve arabik görünümlülere yöneldiği yıllarda esmer tenli, Indian bir göçmen olan V.S. Naipaul’un, majestelerinin diliyle üçüncü dünyayı aşağılamasından herhangi bir ders çıkarabileceğimi eskiden olsa aklıma getirmezdim. Lakin sözkonusu “ironik ırkçılık”(?!) söylemi yazarının Taklitçiler adlı romanını okuduğumda bu görüşümü modifiye etmek zorunda kalmıştım. Üçüncü dünya insanının taklitçiliklerden, komplekslerden ve eziklikten mütevellit öykünme ve “mış gibi” yapma seyrüserüvenleri ancak bu denli çarpıcı anlatılabilirdi. Devamını oku
Hikmet Temel Akarsu’dan Kitabevleri Klasmanı
Yazan: Hikmet Temel AKARSU 13 Aralık 2010
Kategori: EDEBİYAT, Manşet
Türkiye’nin önde gelen kitabevlerini teknik, kültürel ve ticari açıdan değerlendirilerek ilk elli listelik klasmanın oluşturulması taktir edersiniz ki zorlu bir iştir. Ülkedeki bütün kitabevlerini sürekli ziyaret etmek kabil değildir. Yine de bir fikir vermesi açısından yarayışlı olabilecek bir liste hazırlayabildiğimizi sanıyoruz. Kuşkusuz bu liste revize edilmeye, yeni önerilerle geliştirilmeye ve varsıllaştırılmaya muhtaçtır. Devamını oku
Studio Rodeo’dan Çizgi Roman Yıllığı: Totem
Yazan: Hikmet Temel AKARSU 11 Aralık 2010
Kategori: EDEBİYAT, Manşet
Türkiye’de sanata dair algılar daima şaşırtıcı oluyor. Bu şaşırtıcılık umumiyetle nâkıs anlamda. İnsanlığın, en başından beri en önemli yaratısı olan edebiyatın şu yarım yüzyılı geçmeyen post-modern çağda başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmedi. İmaj ve imge tacirliğiyle; geniş kitleleri yanılsamalara düşürecek olağandışı sunum teknikleriyle, edebiyatı endüstrileştiren alışılmadık uygulamalarıyla; düpedüz kendi öz felsefesiyle söz konusu çağ edebiyatı tam manasıyla ibretlikti. Devamını oku
New York Güzel Ama Kâtipleri Pek Yaman!
Yazan: Hikmet Temel AKARSU 28 Kasım 2010
Kategori: EDEBİYAT
Sinemacılarımız yerli tekerlemelerden film adı imal ederler de biz edebiyatçılar durur muyuz? New York’ta Beş Minare olur da; bunun edebiyat versiyonu olmaz mı?! Halep oradaysa arşın da burada: biz de yazılarımıza bu minval üzre başlık atarız: New York güzel ama kâtipleri pek yaman! Devamını oku
İzmirim: 40 Yazar 40 Semt 40 Kitap
Yazan: Hikmet Temel AKARSU 13 Kasım 2010
Kategori: KÜLTÜR SANAT, Manşet
Jules Verne 80 Günde Devr-i Alem yaptı ama İstanbul’u yazmaya 80 kitap da yetmedi. 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı ile Heyamola Yayınları’nın birlikte hazırladıkları İstanbulum projesinin ikinci etabı da tamamlandı. Kitaplar piyasaya sunuldu. Böylece tecrübeli 80 yazarın kaleminden İstanbul’un semtleri anlatılmış, tarihe kayıt düşülmüş oldu. Yıllandıkça değeri artacağı kesin olan bu kitaplardan hepsini birden edinip okumanız mümkün değilse bile; hiç değilse kişisel tarihinizde yeri olan birkaç semtin anlatıldığı birkaç kitabı mutlaka okumanızı öneririz. Yazarlar kendi yaşam alanlarını ve kişisel tarihlerini aktarırken resmen döktürmüşler. Seri o denli sevilmiş ki İzmir de 40 kitapla devreye girmek üzere tahkim olmuş. Tabii İzmirliler her zaman bizden daha uygardırlar. Onlar her şeyi ayarlayıp, 40 yazar organize olup, sistemli bir şekilde yayınevi ile muhatap olmuşlar. İstanbul’u da 80 kitabın kesmeyeceği düşünülüyor. İş 100 kitaba doğru uzayacak sanki diye duyumlarımız var. Çarpıcı bir toplumsal bellek oluşturacağı kesin olan bu kitaplardan biri mutlak sizin için… Önemle tavsiye edilir… Devamını oku
Sedefkâr’ın Hikâyesi…
Yazan: Hikmet Temel AKARSU 13 Kasım 2010
Kategori: EDEBİYAT
Yolculuğun Gölgesinde Cinayetler
Batuhan İşcan
Roman – 165 sayfa
Doğan Kitap
Batuhan İşcan’ın Yolculuğun Gölgesinde Cinayetler adlı romanını bir oturuşta okuyup kapağını kapattıktan sonra iki görüş beynimde galebe çaldı. Bunlardan birincisi kendime aitti. Uzun süredir kendimden kuşku ediyordum. Ne zaman elime bir kitap alsam uykum geliyordu. Kitapları tamamlamakta zorlanıyor, okumak için kendimi zorladığımda kalbimin daraldığını hissediyor ve çaresizlik içinde kitabı bir kenara bırakıyor evin içinde voltalar atıyordum. Ruhumu kemiren düşünce hep şu oluyordu: Acaba ben de insanlarımızın geneli gibi okumaktan nefret eden biri haline mi dönüşüyordum yavaş yavaş?! Devamını oku
EDEBİYAT ELEŞTİRMENLERİ KLASMANI
Yazan: Hikmet Temel AKARSU 24 Ekim 2010
Kategori: EDEBİYAT, Manşet
EDEBİYAT ELEŞTİRMENLERİ KLASMANI
Ekim 2010
Değerlendirmelerde son dönemde yayınlanan kitap, makale, deneme ve eleştiriler etkili olur. Yaşam boyu başarı, eser sahibi olma, kişisel vasıflar, geçmişteki iz bırakan işler vs. ayrıca göz önüne alınır. Durgun dönemlerini yaşayan eleştirmenler vasıfları ne olursa olsun irtifa kaybedebilir. Ürün vermemek dezavantaj oluşturur. Ürünler arasında ayrım yapılır. Kitap-eser sahibi olmak üstünlük getirir. Kitabın çıktığı yayınevinin saygınlığı izlenir. Devamını oku
Geç Hippilerin Kült Mekanı: Olimpos…
Yazan: Hikmet Temel AKARSU 29 Eylül 2010
Kategori: EDEBİYAT
Bir “Konsept” Öykü Derlemesi: Olimpos Öyküleri…
Edebiyat yayıncılığına gerçek anlamda “One man show” olarak başlayan Kadir Aydemir, şaşırtıcı gösterisine devam ediyor. Kahramanımız sıfır sermaye, sıfır irat, sıfır varlıkla girdiği Yitik Ülke Yayınevi macerasında asker dönüşü ikinci perdeyi açtı. Ve de artık sadece büyük sermaye gruplarının tutunabildiği yayın piyasasında herkese parmak ısırtacak bir cıvıltı yaratarak var olmaya devam ediyor. Son numarası yine bir “konsept kitap”: Olimpos Öyküleri… Devamını oku
Hikmet Temel Akarsu’dan Editörler Klasmanı
Yazan: Hikmet Temel AKARSU 25 Eylül 2010
Kategori: KÜLTÜR SANAT, Manşet
EDİTÖRLER KLASMANI
Puanlama Hakkında Teknik Bilgi:
Yordam Bilgisi: Editörün teamüllere hakimiyeti, temsil gücü, protokollere bağlılık, etik değerleri savunurken gösterdiği tutku, yazarlar ve diğer kültür profilleriyle ilişkilerde gösterdiği özen, içtenlik ve saygı. Oturma-kalkma, görüşme, hürmet ve insana saygı gibi değerleri içerir. Kitap oluştururken gidilen yolları adap, usül ve erkanına göre takip edip etmediğini gösterir. Devamını oku











