AVATAR; Bir James Cameron Masalı

Yazan: 24 Aralık 2009  
Kategori: SİNEMA

Yıllar önce okuduğum bir Borges öyküsünde göçebe Barbarlar yerleşik düzene geçmiş modern bir kenti kuşatır ve yağmalama derdindedir. Ama Barbarların en önemli savaşçısı kentin mimarisine sanatına yerleşimine ve yaşam biçimine hayran kalarak yağmalamaya geldiği kentin tarafına geçer ve bu uğurda kahramanca savaşarak can verir. Barbarlar adına hain ilan edilse de kentliler onun bir anıtını dikerek onurlandırır…

Avatar

Avatar‘ın konusu da aşağı yukarı bu minvalde ilerlese de elbette çağımızın teknolojisi, sinemanın geldiği nokta ve bir sinema dehası sıfatını rahatlıkla verebileceğimiz Cameron‘un elinden çıkmış olması onu türünün sıradan örneklerinden ayırmaya yetiyor.

Avatar ilkel ve modern kavramını, hangisinin daha barbar olduğunu izleyiciye sorgulatabilecek bir film gibi görünüyor. Siyasi veya kültürel mesajı her ne olursa olsun herşeyden önce sinema keyif veren sanatların en başlarında yeraldığı için ve Avatar da bunu fazlasıyla başardığından sinemaseverlerin kaçırmaması gereken belki de bitirmekte olduğumuz yılın en iddialı yapımı olma özelliğini taşıyor.

Aşağıya filmin kısaca konusunu, kadrosunu ve fragmanını alıntılıyorum. İyi seyirler…

“Titanik”, “Yaratıklar (Aliens)”, “Terminator” filmlerinin efsanevi yönetmeni James Cameron Sinema tarihinde çığır açacak filmi AVATAR ile bir kez daha seyircileri büyülemeye hazırlanıyor.

Üç boyutlu (3D) Sinema tekniklerinde son teknoloji ile üretilen ve “en yüksek bütçeli film” olarak akıllara kazınacak AVATAR 18 Aralık’ta tüm dünya ile aynı zamanda sinemalarda!

Bizleri hayal gücümüzün ötesinde muhteşem bir dünyaya taşıyacak olan film Na’vi adlı yok olmak üzere olan bir halkın yaşadığı Pandora adlı gezegende geçiyor.

Yarı-felçli bir savaş gazisi olan Jake Sully, kendilerine özgü dilleri ve kültürü olan, barış ve doğa ile örtülü bir çevrede yaşayan Na’vi halkının arasına gönderilir.

Askeri bir şirket uzaktaki bu gezegeni ve barındırdığı kaynakları incelemek üzere AVATAR adlı bir program oluşturmuştur. Bu program ile insanlar genetic mühendislik sonucu yarı insan yarı Na’vi haline getirilir ve misyoner olarak Pandora’ya gönderilirler.

Botanist Dr Grace Augustine (Sigourney Weaver) ile programa gönüllü olarak katılmış Jake’in bedenlerinin Avatar’ı yaratılacak ve böylece Jake’e de felç olmuş bedenini başka bir formda kullanma şansı verilmiş olacaktır. Na’vi halkından Prenses Neytiri ile tanışan Jake, kendisini Pandora’ya gönderen tehlikeden bu halkı savunurken bulur.

Avatar-29

Yabancısı olduğumuz bu yeni dünyaya Jake Sully isimli, tekerlekli sandalye mahkum kalmış bir gazinin gözünden bakıyoruz. Fonksiyonlarını kaybeden bedenine rağmen içinde halen savaşçı bir ruh barındıran Jake, dünyanın enerji krizini çözmeye yetecek kaynaklara sahip olan ve bu kaynakları araştırmak üzere bir birliğin çalıştığı Pandora isimli gezegene ışık yılı yolculuğu yaparak asker olarak gönderilir. Pandora’daki atmosfer toksik olduğu için Avatar isimli program oluşturulur; bu programa göre insan “operatörleri”nin bilinçleri avatar isimli uzaktan kontrol edilebilen ve öldürücü etkisi olan hava koşullarında yaşam sürdürebilmeyi sağlayan biyolojik bedene bağlanır. Bu avatarlar insan DNA’sı ile Pandora’nın yerel halkı Na’vilerin genlerinin birleştirilmesiyle oluşur.

Jake kendi avatarında yeniden doğduğu halde yürüme yetisini de geri kazanır. Gezegendeki değerli enerji kaynaklarını elde etmelerine mani olarak görülen Na’vi halkının arasına sızmakla görevlendirilir. Fakat güzel bir dişi Na’vi olan Neytiri, Jake’in hayatını kurtarır ve bu her şeyi değiştirir. Neytiri’nin kabilesi tarafından kabul edilen Jake, onlardan biri olmayı tabii kaldığı bir çok test ve macera sonrasında öğrenir.

Jake ve gönülsüz eğitmeni Neytiri arasındaki ilişki zamanla derinleşir ve böylece Na’vi halkna sayı duymayı, sonunda da onlar safhında yer almayı tercih eder. Yerli Na’vi halkına destansı ve evrenin kaderini belirleyecek bir savaşta liderlik edecek ve böylece kabul görmesini sağlayacak son sınavı da verip veremeyeceği belirlenecektir.

Avatar

Bu yazı 19 defa okundu

Yorumlar

"AVATAR; Bir James Cameron Masalı" için 3 yorum

  1. Eser tarafından 24 Aralık 2009 21:07 tarihinde 

    Bu film hakkında okuduğum en güzel yazı. Zaten merak ediyordum, şimdi merakım ikiye katlandı.

  2. A.Rıza Avcan tarafından 26 Aralık 2009 10:51 tarihinde 

    Bence teknolojik maharetler dışında yeni bir şey, yeni bir mesaj yok. Bildik iyiler-kötüler, teknolojik üstünlük-kutsal güçler, bizler-onlar-ihanet edenler arasında gidip gelen bir senaryo. Neredeyse eski kovboy- kızılderili filmlerinin dokusu yeniden, dekorların değiştirildiği farklı bir mekanda karşımıza çıkıyorlar. Kızılderili kabilesinin resinin kızı ile kovboy kahramanımızın arasındaki beklenen aşk ilişkisi! Tek değişiklik kahramanımız bu kez “beyaz” değil de, teknoloji sayesinde ortaya çıkmış bir “melez”.

    Bombalama, savaş sahnelerinde ya da helikopter içi çekimlerde kendinizi Vietnam’da ya da hunharca bombalanan Bağdat’ta bile hissedebilir, o günlerdeki televizyon ekranlarını anımsayabilirsiniz.

    Sonuç da aynı: kötüler kaybeder, iyiler kazanır ! Biraz çevreci mesajlar, biraz duygusallık ve bolca da teknolojik maharet… Karşınızda, büyük bütçesi ile herkesi meraka boğan bir film. Elimden gelse gitmeyin derim. Ama devir merak devri… Reklamlarda bile merak edin diyorlar… O yüzden, merak edeceğinize gidin görün, kararınızı siz verin derim.

  3. Emrah Atik tarafından 26 Aralık 2009 10:56 tarihinde 

    Henüz izlemedim, ama muhtemeldir ki haklısınız. Yazının başında Borges’in öyküsü örneğini vermiştim zaten. Elbette yeni bir konu değil ama kendi adıma sinemadan sağlam içerik beklentimi uzun zaman önce bir kenara bıraktım zaten:) Eğlence sektörü olmaktan öteye geçemiyor uzun zamandır. Bir ABD yapımı olması zaten bilinçaltına mesaj verme yönünü beraberinde getiriyor. Bu risiki de göze alarak yalnızca eğlenmek ve biraz masalımsı görüntüler izlemek için gideceğim:)
    yorumunuz için teşekkürler…


Yorumunuzun yanında istediğiniz resmin görünmesini istiyorsanız gravatar edinin!