Hakiki Bağdat’ı bilemem ama sanırım bizim Bağdat’a medeniyet geldi. Bizim Bağdat derken ülkemizdeki herhangi bir savaş arenasını metafor eylediğimi düşünmeyesiniz. Doğrudan Bağdat Caddesi’ni kastediyorum. Şu hektar başına pek çok dolar milyonerinin düştüğü, ülkemizin en varsıl semti olan, Kadıköy ilçesinin ünlü “Cadde”sinden söz ediyorum. Bizim Bağdat’a medeniyet geldi derken ne demek istediğimi ilk başta anlamamanız çok doğal. Çünkü bizim varsıl muhitimizde her ne kadar sayısız dolar milyoneri mevcut ise de toplumun çok özgün bir yapısı vardır. Örneğin ilk doğru düzgün kitabevinin bu semte açılması ancak 90’lı yılların ortalarında kabil olabilmiştir. Sanat galerisi keza. Tiyatro gibi medeniyetin temel ölçütü olan klasik sanatsal disiplin ise ancak 21. Yüzyılın derinliklerine doğru ilerlediğimiz şu sıralarda semtimize vasıl oldu. Ve sonunda yaşamında bir kez bile kitap satın almamış, bir kez bile tabloya-tuvale para “kaptırmamış”, tek bir kez tiyatroya gitmemiş milyonerlerle dolu semtimizde Shakespeare oynandı. Bu, tarihi bir olay; bir nevi devrimdi.

william-shakespeare-portrait

Kuşkusuz bu tarihi vakayı kaçırmadım. Berlin Duvarı’nın yıkılışı gibi izledim. Caddebostan Kültür Merkezi’nde Tiyatro Pera’nın sahnelediği Venedik Taciri’ni izleyenler arasındaydım. Sanırım artık cidden karanlıktan çıkıyor olmalıydık ki hava muhalefetine rağmen salon da yüzde yetmiş oranında doluydu. Uygarlığın temeli tiyatro ise, tiyatronun da temeli Shakespeare ise; o halde sonunda medeniyetle yüzyüze gelmiştik. Bir nevi “Extra Terrestrial”; nam-ı diğer E.T. ile karşılaşan biz Bağdat Caddesi insanları Nesrin Kazankaya’nın çevirip yönettiği oyundan kültürle, sanatla ve erdemle kutsanmış olarak çıktık.

Oyunu beğendim mi; evet; büyük oranda. Metni beğendim mi; evet; büyük oranda. Oyuncuları beğendim mi; Shylock’u oynayan Mehmet Ali Kaptanlar’ı çok; diğerlerini bir oranda. Dekoru yetersiz, müzikleri ise çok etkileyici buldum. Yorumu ise klasik tadda almayı tercih ederdim. Oysa değerli yönetmen Nesrin Kazankaya avangard bir yorum getirmeye çabalamış. Kimilerine çok iyi gelebilecek bu asri yorumu ben tercih etmezdim. Ama yine de ilginç olduğunu teslim etmek gerekir. Oyun, günümüze uyarlanmış. Cep telefonları kullanılıyor, “stock exchange” bantları geçiyor, havaalanı “board”ları filan görüntüleniyor. Dolayısıyla bu ögeler çeviriye de yansımış. Modern tabirler kullanılıyor vs.

Shakespeare’in Venedik Taciri’ni, ekonomik krizin zirveye vurduğu bir dönemde izlemek ilginçti. Çünkü bu sayede bir eserin nasıl klasik olabildiğini adeta bir ders gibi görmek mümkün olabiliyordu. Tüm insanlık kredi tuzağına düşmüş ve birbirinin kalbini sökmeye çabalarken; bu olayların 500 yıl önce de aynı olduğunu görmek çok ilginçti. Kredi borcunu geri ödeyemediği taktirde kalbine yakın bir yerinden yarım kilo etinin kesilmesinin altına imza atan Venedik Taciri Antonio’nun gemileri batıp da ödeme darlığına düştüğünde içine girdiği insanlık durumu bugün neredeyse herkesin başında. Eserin içerdiği ayrımcılık, kanun koyucunun taraflılığı, aileye ihanet, sadakatin askıya alınması, dinsel kanonların ticaretteki etkisi, devlet etmenin kuralları, ticaretin düsturu, Hristiyan ve Yahudi ahlakı gibi milyon çeşit insanlık durumunu bir arada, içiçe geçmiş bir halde ve çarpıcı bir şekilde veren büyük oyun yazarının bilgeliği ve büyüklüğü karşısında yapılacak tek şey ise ayağa kalkmak ve ön iliklemekten ibaretti. Ben de öyle yaptım zaten. Bunu kimse görmedi ama alkışlarken önümü iliklemiştim.

Bu eserin ruhumda yarattığı fırtına sürer, gece sabaha kadar kulağımda Yahudi halk şarkıları çınlar ve çeviri metin üzerinde derin derin düşünürken ertesi gün adeta ilahi bir vahiy gibi 786 sayfalık “Shakespeare Sözlüğü” kargo ile evime nazil olmasın mı? Buyrun şimdiii!

shakespeareek2

Kabalcı Yayınları yeni bir çılgınlık alametini daha kitaplaştırmış ve önümüze koymuş. Bu “çılgınlık” lafını kendim icat ettim sanmayınız lütfen. Bizatihi eserin yaratıcısı, saygıdeğer tiyatro üstadı Özdemir Nutku, esere yazdığı önsözün ilk tümcesinde yaptığı işin bir çılgınlık olduğunu ve bu çılgınlığa neden giriştiğini tam olarak bilemediğini söylüyor. Ben olayı bir adım daha ileri götürüyor ve bu çılgınlığın yayınevinin çılgınlığı ile çarpılarak çılgınlık kareye dönüştüğünü iddia ediyorum.

William Shakespeare’in bütün zamanların en önemli oyun yazarı olduğunu, Hamlet, Kral Lear, Othello, Macbeth tragedyaları; Bir Yaz Gecesi, Hırçın Kız, Size Nasıl Geliyorsa komedileri ve Venedik Taciri gibi dramlarıyla insanlığın hafızasında derin izler bıraktığını bilmeyenimiz yoktur. Fakat I. Elizabeth dönemine ait arkaik İngilizcenin kullanıldığı Shakespeare eserlerinin çevirilmesinde günümüzde zorluklar yaşanmaktadır. Prof. Özdemir Nutku bu zorluklara çözüm getirmek, yardımcı olmak, ışık tutmak için bu sözlüğü hazırlamış. Sözlükte Shakespeare’in bütün eserleri incelenerek kavram, sözcük, isim, deyim, deyiş vs. her türlü dilsel kullanımın karşılıkları verilmiş. Bu karşılıklar verildiğinde, aynı ifadelerin farklı yerlerde farklı anlamlara gelebildiğini de görüyoruz. Ayrıca değerli tiyatro üstadı anlamını verdiği her sözcük ya da sözcük grubunun Shakespeare’in hangi eserinin hangi paragrafında geçtiğini de belirtmiş. Neticede ortaya dehşet verici; devasa bir dağarcık çıkmış.

hamlet-gill2

Bu kitabı, Shakespeare düşkünlerine, tiyatro çevirmenlerine, sofistike İngilizce meraklılarına, üniversitelerin filoloji bölümlerinde öğretmen ve öğrenci olanlara ve fakat en çok da değerli yazar gibi tiyatro çılgınlarına; ve bir de koleksiyonerlere öneririm.

Doğrusu, arkaik dilimizi; örneğin Fuzuli’yi, Nedim’i, Nef’i’yi, Katip Çelebi’yi, Koçi Bey’i, Evliya Çelebi’yi hatta hatta Namık Kemal’i, Ahmet Mithat’ı okurken anlayamaz gizli gizli yanaklarımın kızardığını, utançtan yerin dibine girdiğimi çok hatırlarım. Dünyanın en yaygın dili İngilizce’de de bu işin böyle; yani arkaik İngilizce’yi anlamanın başlı başına bir mesele olduğuna tanık olmak bir nebze teselli oldu. Fakat özenmedim de değil. Yazarlarımız, bizim klasiklerimizin anlaşılması için de bu türden “çılgın” çabalara girişseler fena mı olur? Bu kitabın, bu yönde hevesler besleyen filoloji uzmanlarına emsal teşkil etmesini dilerim.

Yüzlerce yılı bulan tiyatro tarihinde; hakkında söylenmemiş söz kalmamış olabilir mi; diye soramayacağımız yazarların en önemlisi Shakespeare’dir. Onun klasik eserleri her devrin insanlarını apayrı bir bağlam içinde bilgeleştirir, erdemle kutsar. Bize dünyayı, insan ruhunu, yaşamı ve varoluşu öğretir. Hakkında söylenebilecek sözlerin asla bitemeyeceği bu yazarı daha iyi anlamak için, bu sözlüğe neden gerek vardı diye soracak olanlara; henüz okuduğum Augusto Boal’in Ezilenlerin Tiyatrosu adlı eserinden bir pasajla yanıt vermek isterim:

“Shakespeare, Euripides de dahil kendinden önceki hiçbir oyun yazarının yapmadığı şekilde insanı bütün boyutlarıyla yansıtan ilk oyun yazarıydı. Hamlet soyut kuşku değildir, ama bazı çok kesin durumlarla karşılaştığında kuşku duyan birisidir. Othello özünde kıskanç biri değildir, ama sadakatsiz olduğuna inandığı için sevdiği kadını öldürebilecek birisidir. Romeo aşk değildir, ama inatçı bir ailesi ve hırslı bir hizmetçisi olan Juliet adındaki belirli bir kıza aşık olan bir delikanlıdır ve yataktaki ve mezarlıktaki aşk maceralarının ölümcül sonuçlarını yaşar.” (Ezilenlerin Tiyatrosu Sf. 62 Pf.1Boğaziçi Üniv. Yayın.)

Şövalye nişanını dağıtırken bugüne kadar hiç fikrimi sormadılar ama ben, elim değmişken yine de Birleşik Krallık’ı yönetenlere bir hatırlatayım: “Diliniz için bunca emeği çeken bir büyük sanat insanına verilmez de kime verilir bu nişan?”

One Comment

  • 14 Haziran 2009

    Güzel çok güzel bir paylaşımdı.
    Düğmenizi Sanatın karşısında alkış tutarken iliklemeniz ise sizin Sanata saygınızdır.
    Ki saygı göstermelik olmaz içten gelir.
    Teşekkürlerimle.