Dersim İsyanı

Yazan: 25 Kasım 2009  
Kategori: GÜNCEL

Dersim yani günümüzdeki adıyla Tunceli’de çıkan isyan ve bu isyanın bastırılış şekli gündemde şu sıralar. Kimisine göre şeyhlerin aşiretlerin ellerindeki iktidarı korumak adına çıkardığı gerici bir isyan kimisine göre devrimci, ilerici hatta abartanlar da var demokrasi adına çıkarılmış bir isyan.

Konuyu CHP dile getirdiği için Madımak’ta Alevileri yakanlar dahi demokrasi havarisi kesilip CHP’yi ve isyanı bastıran dönemin genç Cumhuriyetini faşist ilan etmekte gecikmediler elbette. Hatta kimi mürit gazeteciler Dersim’de Alevilerin katledildiğini ama Alevilerin Malum Cemaat dururken hala Atatürk’ün ve Cumhuriyetin savunucusu konumunda olduğu için salak olduklarını dahi ima etti.

Ataturk-PeopleHouses-Pertek

Bir an için Kürdistan diye bir devlet kurulduğunu düşünün. Ardında da Musul dolaylarında yaşayan Türkmenlerin biz bu devlete vergi ödemeyiz, asker vermeyiz verin Musul’u bize biz burada özerk bir yapı içerisinde yaşayacağız diyerek isyan çıkarıp karakolları bastığını ve sözkonusu devletin askerlerini öldürdüğünü düşünün. Devletin tepkisi ne olurdu? Türkmenlerle müzakere? Ya da al Musul senin olsun canım kardeşim tavrı?


Fazla uçmayalım her devlet kendi varoluşunu savunur, bu doğal bir durum. Yoksa orduya ne gerek var ki? Evet Dersim’de siviller de öldürülmüş, isyanın bastırılışı çok kanlı olmuş, ölenlerin sayısı dahi net olarak verilemiyor, binlerle ifade ediliyor. Yıl 1930′ların sonu. Yeni kurulmuş, savaştan yeni çıkmış bir ülke. Nereyse dönemin bütün emperyalist devletlerine karşı savaş vermiş, bu yetmemiş kendi içinde bir sürü çeteyle mücadele etmiş ve savaş defterini zaferle kapatıp reformlara geçiş yapmış halde. Müritten birey, Tebaadan bir ulus yaratmaya çalışıyor. Bugün hayranlıkla bakılan, bizi de aralarına alsınlar kanka olalım diye yalvar yakar olunan birçok devletle o dönemde kıyaslanabilecek reformlar yapmış. Laiklik, kadın hakları, meclisin kurulması, Cumhuriyetin ilanı gibi imparatorluktan sonrası için devrim niteliğinde reformlar bunlar.

Şeyhlerin, aşiretlerin, kabile yapısının toplum üzerindeki iktidarına son veriyor. Özünde hemen her savaşın kaynak paylaşımı veya iktidar savaşı üzerinden çıktığını düşünürsek Dersim İsyanının da halklara özgürlük, daha fazla demokrasi ve insan hakları adına çıkarılmadığını anlamak zor olmasa gerek. Vergi ödemek bir yana halktan vergiyi kendisi toplayan bir derebeyliği konumundaki insanların durup dururken bu iktidarı devlete teslim edip bir fabrikada işçiliğe veya çiftçiliğe terfi etmek istemeyeceğini de eklersek… Basit bir bakış açısı bu farkındayım ama olayı çok çetrefillendirmenin de anlamı yok.

Dersim olayına dönersek isyan o dönemde daha kansız bastırılabilir miydi, hatta kimilerine göre bastırılmasaydı, veya isyana neden olan kararlar alınmasaydı Dersimli ağalar şeyhler kendi çaplarında devletçilik oynasaydı gibi durumlar üzerinden tartışılıp duruyor. Günümüzdeki meşhur ve içeriği, nereye varacağı muhtemelen iktidar partisi tarafından dahi bilinmeyen Açılım yine bölge iktidarını şeyhlere aşiretlere mi verecek? Yoksa oradaki Kürt vatandaşlara hakları olan asimile olmadan savaşsız şeyhsiz ağasız onurlu insanlar olarak kız erkek demeden herkesin eşit haklara sahip olarak yaşama haklarını mı teslim edecek?

Aşağıya Wikipedi sitesindeki Dersim İsyanı başlıklı yazıyı alıntılıyorum günün koşullarını da düşünerek varın siz karar verin Türkiye Cumhuriyeti o zamanlar faşistmiymiş yoksa varoluş mücadelesi mi veriyormuş? Şeyhler ve Aşiretler özgürlük mücadelesi mi veriyormuş, devrimci bir ruhla özgürlük demokrasi insan hakları adına mı isyan çıkarmışlar yoksa kendi iktidarlarını korumak adına mı?

Günümüzde yaşanan Ergenekon, Cemaat, Ilımına ABD’nin karar verdiği İslamiyet projesi BOP HOP ÇÜŞ ve benzeri projeleri, telekulakları, koca ve kabakulakları da gözönünde bulundurunuz. Alevilere yapılan Abant manzaralı açılımları, Madımak katliamını, bu katliama sesini çıkarmayan hatta oradaki vahşilerin avukatlıklarını yapanların ne kadar özgürlük ve demokrasi peşinde olduklarını da unutmayalım elbette…

Dersim İsyanı

Osmanlı döneminde yüzyıllarca yurtluk ve ocaklık biçiminde özerk olarak yönetilen Dersim Bölgesi’nde, özellikle Tanzimat’tan sonra, merkezi yönetimin güçlendirilmesi amacına yönelik düzenlemelere karşı sık sık ayaklanmalar (Dersim ayaklanmaları) çıkmıştır (1847, 1877-78, 1885, 1892, 1893-95, 1907, 1911, 1916).

Bölge, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla özerkliğini kaybetmiştir. Aşiretler, yönetimlerinin elinden alınmasına karşı çıkmış; vergi vermek, askere gitmek gibi çeşitli zorunlulukları ise uygun bulmamıştır.

Yeni Türk Cumhuriyeti 1934 yılında Ağa, Şeyh, Seyit, Molla, Efendi, Paşa, Bey, Hacı, Hoca vb. lakapları kaldırdı. Lakap ve Ünvanların Kaldırılmasına Dair Kanun ve benzeri modern uygulamalar ile bu gibi eğitim reformu girişimleri bölgenin sosyalojik yapısıyla uyuşmazlıklar gösteriyordu. Bölge siyasi ve idari otorite olarak Ağaların , dini otorite olarak da Şeyh, Seyit, Hoca, Molla gibi kişilerin kontrolünde olan feodal bir yönetim şekline sahipti. Cumhuriyetin geçmiş ile bağını koparmayı göze alan ve ilerlemeyi hedefleyen kararlı tutumu bölgedeki sosyolojik yapıda rahatsızlıklar doğuruyordu.

1930′ların ilk yarısında bölgede meydana gelen ayaklanmalar bastırıldıktan sonra, 25 Aralık 1935 tarihli 2884 sayılı Tunceli Vilayeti’nin İdaresi Hakkında Kanun çıkarıldı. Buna göre Tunceli iline bir askerî vali atanacaktı. Aynı zamanda dördüncü genel müfettiş sıfatını alan vali general Abdullah Alpdoğan geniş yönetsel, askeri ve yargısal yetkileri vardı. Ayrıca Alpdoğan’ın çok sert ve otoriter biri olması da isyanı tetikledi. Düzeni sağlamak ve güvenlik açısından gerekli gördüğü durumlarda ilde yaşayan kişileri ve aileleri, il sınırları içinde bir yerden bir başka yere göndermeye ve il sınırları içinde oturmalarını yasaklamaya da yetkiliydi.

Yasanın uygulanmaya başlamasıyla 1937 başlarında yeni olaylar çıktı. Bölgede güvenlik sağlanamadı ve hükûmet otoritesi kurulamadı. Bu sırada Suriye sınırına yakın bölge ve illerde de benzer olaylar görüldü. Hatay’a bağımsızlık tanıyan Milletler Cemiyeti kararından sonra, TBMM’de yapılan görüşmelerde, bu gelişmelerin başta Fransa ve Fransa’nın mandası altındaki Suriye tarafından kışkırtıldığı ileri sürüldü. Başbakan İsmet İnönü ise, Tunceli ilinde iki yıldır izlenen reform programının amacının bölgenin uygar bir hale getirilmesi olduğunu belirterek, programa karşı bölgede direniş olduğunu belirtti.

İsyan

1937 yılında Atatürk Singeç Köprüsü’nün açılışını yapmak üzere Dersim’e gelecekti. Bu köprünün bir ucunda güvenliği sağlamak amacıyla bir askeri karakol bulunuyordu. İsmail Hakkı Teğmen’in komutasındaki karakola asiler tarafından saldırı düzenlenir. Karakol yakılır, 33 asker öldürülür.

27 Mart 1937 tarihinde Tunceli-Erzincan yolundaki bir köprü Haydaran ve Demanan aşiretleri tarafından yakılır. Bölgenin telefon hatları kesilir. Jandarma birliklerine pusu kurulur. Pap bucağı karakoluna baskın düzenlenir. Seyit Rıza bizzat Sin Karakolu’nun da basılması için asi milislere emir verir. Bölgedeki 9. Seyyar Jandarma Taburu’na da baskın düzenlenir. Kendi vatandaşlarından kurulu düzensiz gerilla kuvvetlerine karşı savaşmak üzere eğitilmemiş ve bu yönde bir hazırlığı olmayan askeri kuvvetler kendilerini korumakta zaafiyet içine düşerler. Birçok askeri birlik basılarak askerler öldürülür ve yaralanır. Asiler Malazgirt Köprüsü’nü tahrip ederler.

Dersim Harekâtı

TN_dersim

Ayaklanma, Ocakzade (Ehl-i Beyt soyundan) kökenli ve Şeyh Hasan Kürt aşiretine mensup olan Abasan Aşireti reisi Seyit Rıza önderliğinde, askere gitmek ve vergi vermek istemeyen diğer aşiretlerce de desteklenen bir grup tarafından 20-21 Mart 1937 gecesi Harçik köprüsünün yıkılması, köprüyle Kahnut Bucağı arasındaki telefon hattının kesilmesi ve bölge askeriyesine düzenlenen saldırı ile başladı. Askeriyedeki bütün askerler öldü. Askeriye yakıldı. Bunun üzerine resmen Kürt isyanı başladı. İsyan bölgenin coğrafi durumu nedeni ile büyüdü. Ayaklanmayı Kureyşan Kürt aşireti başlattı ve özellikle Demenan, Haydaran ve Yusufan Kürt aşiretlerinin katılımı ile iyice genişledi. Ayaklanmaya toplam yaklaşık 6.000 kişilik bir grup katıldı.

General Abdullah Alpdoğan düzenlediği ilk harekât büyük başarısızlıkla sonuçlandı. Aşiretler ise bunun verdiği moralle tamamen silahlandı. Bu yüzden isyanı bastırmak iyice zorlaştı. Abdullah Alpdoğan yanına aldığı 50.000 asker (üç kolordu ) ile bölgeye gitti fakat dağları bir türlü aşamadı. Bunun sonucunda gerekli olanın bir hava saldırısı olmasına karar verdi. Gerekli onayı alınca Sabiha Gökçen’i davet etti. Sabiha Gökçen de kabul edip Hava Kuvvetleri’nden 3 uçak filosu ile havadan saldırı gerçekleştirdi. İsyancıların saklandıkları en büyük yer olan Laş mevkiini yerle bir etti.

Yapılan harekât başarı verince, askerler bölgeye girmeyi başardı. Bunun üzerine Seyit Rıza, bölge halkına zarar gelmesin diye Haydaran, Kureyşan, Demenan, Yusufan, Kırgan Kürt aşiretleri reisi ile birlikte teslim oldu ve harekât, 13 Eylül 1937′de sona erdi. Ayaklanmayı bastıran bu askeri harekât, Dersim Harekâtı olarak adlandırılır.

Askeri harekâttan sonra yapılan yargılama 15 Kasım 1937′de sona erdi. Ayaklanmanın lideri Seyit Rıza ile 6 kişi idam edildi. Çok sayıda Kürt ayaklanmacı değişik hapis cezalarına çarptırıldı. Ancak olaylar durulmadı ve 1938′de Kureyşan Kürt aşireti intikam için diğer Kürt aşiretlerini silahlanmaya davet etti ve ikinci Kürt isyanı başladı. Bunun üzerine başlatılan ikinci askeri harekât ile Eylül 1938′de ayaklanma tamamen bastırıldı. Direniş amacıyla kırsal alanda kalanların direnişi ise 1948′e kadar sürmüştür.

İsyanın Sonuçları

Hukukçu yazar Hüseyin Aygün, Dersim İsyanı ve sonuçları hakkında bugüne kadar yapılmış en kapsamlı bir araştırma olarak nitelendirilen « Dersim 1938 ve Zorunlu İskân » adlı kitabında, isyanın açıkça kışkırtılarak çıkarıldığını, Cumhuriyet dönemi Kürt ayaklanmaları içerisinde sivillere yönelik eziyetin ve kıyımın en şiddetlisine uğradığını, ardından da isyancılarla beraber aileleri ve hatta isyana iştirak etmeyenlerin eziyete ve kıyıma maruz kaldığını, binlerce isyancı ve sivil vatandaşın öldürülmüş ve kalan on binlercesinin de sürgün edilmiş olduğunu belirtmiştir.

Askerî harekât, her ne kadar bazı aşiretleri sürgün etse de, harekât 1938 yılının sonuna doğru sona ermiştir. Harekât sonucunda 13.000 (Resmi rapor) ile 40.000 arasında sivil ölürken, 12.000 kişi başka yerlere sürgün edilmiştir. Ayaklanmaya katılan aşiret mensupları, Kayseri’nin Sarız, ilçesi ve Erzurum, Yozgat, Muş gibi çeşitli illere gönderilmiştir.

Dersim İsyanı’na İlişkin Yayınlar

* Vecihi Timuroğlu, Dersim Tarihi, Yurt Kitap
* Suat Akgül, Amerikan ve İngiliz Raporları Işığında Dersim
* Faik Bulut, Dersim Raporları
* Naşit Hakkı Uluğ, Dereveyi ve Dersim, Kaynak Yayınları
* Şükrü Laçin, Dersim İsyanından Diyarbakır’a Bir Kürt İşçisinin Siyasal Anıları
* M. Arseneviç Haretyan ve Kemal Mazhar Ahmed, 1925 Kürt Ayaklanması
* Jandarma Genel Komutanlığı, Dersim Raporu

Kaynakça

* Hüseyin Aygün, Dersim 1938 ve Zorunlu İskân, Dipnot Yayınları, (ISBN : 9789759051570)
* Vet. Dr. M. Nuri Dersimi, Hatıratım, Geliştirilmiş Yeni Basım (İlk baskı: Roja Nû Yayınları, İsveç, 1987), Öz-Ge Yayınları, Ankara, 1992.
* Dr. Nuri Dêrsimi, Kürdistan Tarihinde Dersim, Doz Yayınları, Eylül 2004, ISBN 975-6876-44-1
* M. Kalman, Belge ve tanıklarıyla Dersim Direnişleri, Nûjen Yayınları, İstanbul, Ekim 1995.
* Munzur Çem, Tanıkların Diliyle Dersim ’38, Pêrî Yayınları, İstanbul, Mart 1999, ISBN 975-8248-19-8.
* Celal Yıldız, Dersim Dile Geldi, Tij Yayınları, İstanbul, 2003.
* Dr. Hüseyin Çağlayan:, 38 ra jü pelge, Tij Yayınları, İstanbul, 2004.
* Dr. Hüseyin Çağlayan Belge ve tanıklarıyla DERSİM DİRENİŞÇİLERİ
* Meyer Georges, Trois corps d’armée turcs concentrés dans la région de Dersim, communiqué du Caire, Paris, Le Figaro, 30 août 1938
* Bilal Şimşir, Kürtçülük Cilt II

Bu yazı 8.728 defa okundu

Yorumlar

"Dersim İsyanı" için 2 yorum

  1. ozcan tarafından 24 Kasım 2011 02:12 tarihinde 

    Devlet eli ile verilmis aciklamalari donemin gercegiumis gibi yazmissiniz. Bunlara kimse inanmiyordu ama artik kimse inanmayacak, cunku basbakan gerekli dokumanlari aciklayip bu harekatin sistematik ve onceden olanli bir sekilde yapildigini ispatlamis buluunmaktadir.

  2. adnan tarafından 28 Kasım 2011 00:42 tarihinde 

    isyan olmuş olsada kadın coluk cocuk yakılmasımı gerekiyordu savunmasız insanlar öldürüldü ben aleviyim bizim dedelerimiz öldürüldü ne icin resimlere bakın hiç isyan edecek gibi duruyorlarmı teslim olmuşlar öldüreceklerini bilmiyorlar herkes hatasını anlayacak bunun hesabını kim verecek aleviler atatürkü severler coğu bu emri atatürkün verdiğini bilmezdi kürtlerle sorunu var ülkemizin bir 20 milyon aleviyi karşısına almasın bir cözüm alevileri bir nebzede olsada tuncelinin dersim ismini alması anıt yapılması ve dedemiz seyiz rızanın mezarının yeri söylenmesi özürle yetmez


Yorumunuzun yanında istediğiniz resmin görünmesini istiyorsanız gravatar edinin!