Sene 1671 tarihinde namı seyyah kendi seyyah bir zat, Evliya Çelebi, azim ve kadim İzmir Şehri’ne seyir eder. Seyyah ilkin Bergama kazasına gider. Ol kazada rahmetli ablasının hikâyesini beyan eder, kabrini ziyaret eder. Oradan Kara Foça Şehri’ne ve ardından adına Tarhaniye Vilayeti derler Eski Melemen Şehri’ne geçer. Derken “Allah düşmanın zararından korusun” diyerek İzmir’e Halkalıpınar Mesiregahı’ndan girer.

Halkalıpınar derler bu yer bir kayadan çıkan sudur ki ol suyun dört bir yanında gül bahçeleri, lale bağları ile büyük gölgeli ağaçlar bulunur. Yine ol sudur ki içi insanlardan kaçmayan, ellerinden ekmek dahi yiyecek kadar uysal olan balıklarla doludur. Amma ve de lakin ol balıklar suyun başına kadınlar geldiğinde nedendir bilinmez göze görünmez olur. Nedendir bilinmez, bilinmez amma bu hal Kaydefa melikesinin tılsımına yorulur. Seyyah Halkalıpınar Mesiregahı’ndan çıkıp yola, Kaydefa melikesinin kalesinde durur. Melike’nin suretin beyaz bir mermere işlenmiş halde bulur. Suretin baktığı yerde sağlam bir kule, kulenin altında rivayet odur ki bir büyük hazine bulunur. Derler ki Kaydefa’nın bir diğer tılsımı da budur. Az ötede seyyahın yeryüzünün yedi iklimini seyrettiği halde seyrinde benzerini görmediği tuhaf bir ağaç durur. Kaydefa’nın kendi elleriyle diktiği bu ağacın, hem gövdesinden çıkan halis yağ sayesinde yetmiş iki derde deva hem de dalları ateşe atıldığı takdirde insana eza olduğu kulaktan kulağa efsane olur…

Seyyah daha sonra Kaydefa’nın kalesi ile deniz kenarındaki kale arasına yayılmış azim ve kadim İzmir şehrine iner. Şehrin imarethanelerini, ziyaret yerlerini ve dahi sakinlerini söyler. En nihayetinde yolu Sancakburnu Kalesi üzerinden Urla Şehri’ne, oradan da Sakızistan’a uzayıp gider…

Sene 2011 tarihinde namlarına akademisyen, araştırmacı, şehir sevdalısı ve yahut Evliya Çelebi meraklısı derler bir ekip, Ege Üniversitesi Türk Dünyası Araştırmaları Enstitüsü çatısı altında toplanıp Evliya Çelebi’nin peşine düşer. Ekip ilkin Evliya Çelebi’nin Seyahatname metninde iz sürer. Ol metin beş farklı bakış açısından incelenir. Zira ekip halk bilimi, tarih, dil bilimi, sanat tarihi ve müzikoloji olmak üzere beş farklı disiplinde alanlarında uzman kişilerden müteşekkildir. Bu kişiler ki cümlesi bir araya gelip metni birlikte incelerler ve dahi yetinmeyip yollara düşüp İzmir’de Evliya Çelebi’nin ardı sıra giderler. Çelebi’nin geçtiği yollardan geçer, durup soluklandığı yerlerde ciğerlerine derin bir İzmir havası çekerler. Anlattığı hikâyeleri mekânlarında yeniden dinler, efsaneleri yerlerinde tekrar tekrar söylerler. Evliya Çelebi’nin metnini aşıp satırların arasından geçerek onun bastığı yerlere basa basa İzmir şehrini keşfeden ekip, başladığı yere döner. Evliya Çelebi’nin sesiyle, sözüyle ve dahi gözüyle hazırlanan; kâh dünde kalan kâh bugünde yaşayan İzmir’in kitabıyla devrini tamamlar bu serüven… En nihayetinde Trt Belgesel ekibinin çalışmaya iştiraki ile çekilen belgesel, yapılanlara şahitlik, yapılacaklara önderlik eder…

Anlatılanlar efsane değil Evliya Çelebi’nin seyahatleri kadar gerçek… Ba’dehu bilinen odur ki her işe rıza’en omuz vermek gerek. Velhasıl-ı kelam Evliya Çelebi’nin izinde, alanlarında uzman akademisyenler eşliğinde İzmir’i tarihi ve kültürel açıdan tanımak için geriye kalan iki şey katılım ve destek…

Betül Havva YILMAZ

NOT: Ayrıntılı bilgi için ekipten Yrd. Doç. Dr. Pınar Fedakar ile iletişime geçilebilir: pdonmez41@hotmail.com

2 Comments

  • bcongan1954
    09 Nisan 2011

    Evliya Çelebi hep merak ve hayranlık uyandırmıştır. İzmir için yazdıklarını çok merak ediyorum doğrusu.

  • 08 Ekim 2012

    Evliya çelebi’yi hissetmek, izinden gitmek..

    Aklımda bir soru var. Evliya çelebi tarihimiz de yer alan en önemli gezgin mi? Yoksa en popüleri mi? Ya da tek gezgin mi?