Geceyarısı Filmleri
Yazan: Hikmet Temel AKARSU 30 Haziran 2009
Kategori: EDEBİYAT
Sinema kitaplığı her geçen gün biraz daha büyümekle kalmıyor, eşzamanlı olarak çok değişik alanlarda ihtisas içeren çalışmalarla okurlara benzersiz imkanlar sağlıyor. Ardı ardına çıkan sinema kitaplarına yetişmekte zorluk çeken okurların teslim bayrağı çekip parkur dışına çıkmalarına mani olmak ve gözden kaçma olasılığı olabilecek değerli eserler konusunda onları uyarmak vazifelerimiz arasında. Bu manada çok ilgi çekici bir kitap çıktı genç yayınevi + 1 Kitap Yayınları’ndan: Geceyarısı Filmleri.
Geceyarısı Filmleri ismini duyan okurlar Ankara mahreçli Geceyarısı Sineması adlı enteresan dergiyi ve onun başarılı editörü, sahibi, yazarı, yorumcusu ve dahi her şeyi Kaya Özkaracalar ismini hemencecik hatırlayacaklardır. Okur yanılmamaktadır. Geceyarısı Sineması Dergisi’nden bir değerli kaynak kitap doğdu ve Geceyarısı Filmleri adını aldı bu kitap. Kaya Özkaracalar hakkındaki anımsayışlar bundan ibaret değil. Başarılı sinema yazarı, Sinema ve Altyazı dergilerine ilave olarak Radikal’in de kadrosunda yer almakta. Gerek Radikal İki’de gerekse de gazetenin içinde sinema yazıları alanında tüyler ürpertmek suretiyle ilgi derlemiş bir şahsiyettir kendileri. Dolayısıyla Radikal okuruna hiç de yabancı bir sima değildir. Lakin yabansı sima olmadığı söylenemez. Çünkü; konuları son derecede irkiltici, marjinal ve B tipidir.
Kaya Özkaracalar alaylı değil mektepli bir sinema yazarı. ODTÜ’de siyaset bilimi okumuş, Bilkent Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nden doktora sahibi. Şimdilerde ise türdeş yazarlığın cerbezeli isimlerinden Giovanni Scognamillo ile beraber Bahçeşehir Üniversitesi’nde ders vermekte. Sözkonusu Üniversitenin Sinema-tv bölümünün de başkanı Özkaracalar.
Tür Sineması, B Tipi Filmler, Kara Filmler, Korku Sineması, Vampir Filmleri, Gotik, Nazi Erotikaları, Günahkar Rahibeler, Dişi Tarzan Filmleri, Spagetti Westernler, Gladyatör Filmleri vesaire, vesaire, vesaire… Son zamanlarda sıklıkla işittiğimiz bu tarz ekoller üzerine yoğunlaşmış bir kitap Geceyarısı Filmleri. Zaten Geceyarısı Sineması Dergisi de aynen bu işi yapıyordu. O yüzden derginin sıkı takipçileri için büyük yeniliklerle dolu değil kitap. Fakat Kaya Özkaracalar’ın gerek yerli sinema, gerekse de yabancı sinema alanında son derecede yoğun bir araştırmanın ve benzersiz bir birikimin sahibi olduğunu hemen belirtmek zorundayız. Kitabında, uzman olduğu sözkonusu alanlarda, sanatsal anlamda bilinmesi gereken, kilometretaşı mahiyetindeki olay ve üretimleri, bir kuyumcu hassasiyetiyle aktarıyor yazar. Yazarın bunları verirken oldukça başarılı bir dil kullanımı içinde bulunduğunu, yetkin ve işlek bir deneme yazarlığı üslubuna sahip olduğunu, bu alandaki çarpıcı birikiminin dışında ayrıca belirtmeliyiz.
Lakin kitabın bütünü üzerine yapacağımız değerlendirmelerde bazı eleştirilerimiz yer alacaktır. Bu yapıcı eleştirilerimizin bu kitabın değerini eksiltmediğini, tamamen teknik bazı hususlardan müteşekkil olduğunu okura peşinen bildirelim. Özellikle sinema-tv öğrencisi okurların bu eleştirilerle fazlaca ilgilenmemesini dilerim. Çünkü aksi taktirde bu kıymetli hazine dağarcığından soğuma olasılıkları belirir ki; bu yanlış olur.
* * *
1990’lı yılların sonuna doğru önce Uzakdoğu Asya’da, daha sonra Rusya ve Türkiye’de ortaya çıkan ekonomik krizler 2000’li yıllarda kapsayıcı hale gelerek tüm dünyayı sosyal-siyasal bir bunalıma sokmuştu. O dönemde, yani Millenium’un kapanışı sırasında meydana gelen buhranlar sırasında nihilist sanat, yani kara bela olanca özyıkıcılığıyla geri dönmüştü. Pekçok kara film, David Fincher, David Lynch, Sam Mendes gibi karamsar yönetmenlerin önderliğinde piyasaya sürülmüş, ağlayan insancıkların ruh hallerini anlatıyordu. Tıpkı yüzyıl başındaki Dadaist dönemde olduğu gibi ve yine tıpkı 1930’lar Alman ekspresyonizmi sırasında olduğu gibi nihilist kalkışma ancak ve ancak bir dünya savaşı ile yatışabilecekti. Nihayetinde sarkacın bizim naçiz yaşamlarımıza denk düşen bölümünde 11 Eylül olayları husule geldi ve buhran sıcak savaşa dönüştü. Savaş hala bitmedi. Ama savaşın getirdiği tatlı para herkesin yüzünü güldürdü. Buhran unutuldu gitti. Anlaşılan o ki, maksat da zaten buymuş.
İşte o karanlık dönemde Kara Filmler hakkında pekçok kitap yazıldı. Bunlar arasında Peter Hanson’a ait 90’lar X Kuşağı’nı “leitmotiv” edinen Kayıp Kuşak Filmleri bence en başarılısıydı. Aynı şekilde, genç yazar Selda Tan Özdemir de Kara Filmler (Noir) üzerine ilgi çekici bir inceleme kitabı yazmıştı. Gerek Peter Hanson’un gerekse de Selda Tan Özdemir’in kitapları, Kaya Özkaracalar’ın kitabı kadar kapsamlı, ayrıntılı ve akademik olmasalar da bağlam ve sosyoloji noktasında ufuk açıcı yorumlar sunuyorlardı okurlara. Ne yazık ki Kaya Özkaracalar, Geceyarısı Filmleri kitabında işin bu bölümü ile bütünsellik içerisinde değil sadece tek tek yazıların konularına münhasır olmak üzere ilgilenmiş. Kaya Özkaracalar’ın kitabının sadece Kara Filmler ile ilgili olmayıp tür sinemaları, B Tipi filmler, korku ve furya filmleri gibi oldukça geniş alanları kapsadığının ve bu alanlara aynı üslupla bütüncül bir yorum getirilemeyeceğinin kuşkusuz farkındayız. Fakat yine de bağlam noktasındaki yorumsuzluk, konuların derinliğine vakıf olamayan okurda büyük bir kopuş yaratmakta. Şöyle ki: “Neden?” diye sorabilmektedir okur. Bunca kan, bunca vahşet ve sapkınlık, bunca aykırılık, korku, nefret ve absürd neden?
Bunların her döneme özgü olmak üzere, farklı insanlık durumlarını betimleyen bazı çok önemli mesnet, nedensellik ve sanatsallıklar içerdiğine dair açımlayıcı yorumlar duymak ve işin sosyolojik, siyasal ve psikolojik kodlarını bulmak için çırpınan okura fazla bir şey sunmamakta Kaya Özkaracalar. Belki de akademi kökenli olduğu için kendi alanı dışına taşarak “üzerine vazife olmayan”(!) konularda ahkam kesmemek gibi bir erdemi(?) yerine getirdiğini düşünmektedir. Fakat bunun sıradan okurda bir eksiklik duygusu yarattığı yadsınamaz.
Tam olarak kestiremediğimiz nedenlerden dolayı fragmanter kalmakta ısrar eden eserde yayınevinin de bazı “adap-usul-erkan”(?) eksikleri devreye girmektedir ki bunlar, bu tarz kaynak kitaplar için pek makbul görülmeyen uygulamalardır. Örneğin, bu tür kitapların sonuna eklenmesi gereken kaynakçalar, dizinler, referanslar ve hatta kimi zaman lugatçe çok ama çok önemlidir. Sadece kitabın sonuna değil tek tek incelemelerin sonuna da yerine göre, benzer tarzda dipnotlar, kaynakçalar ve referanslar işlenmelidir. Günümüz yayıncılığında bu hususları ciddiye alan Kabalcı, Dost gibi yayınevleri okurdan büyük taktir toplamaktadır. İnceleme ve araştırma kitabı yayınlamak sözkonusu olduğunda gazete ve dergi yazılarını arka arkaya toparlamanın dışında yapılacak pek çok şey vardır. Kitap bir portfolio değildir. Ne yazık ki Kaya Özkaracalar’ın gerçekten de çok başarılı olan denemeleri böylesi bir bağlamsallık içinde bütünleştirilememiştir. Bunda fragmanter yazılarını bir araya getirip yayınevine sunup bir kenara çekilen yazarın da, yukarıda sözünü ettiğimiz kitaplaştırma fonksiyonlarını yerine getirmekte gayretkeş olmayan yayınevinin de dahli olmuş anlaşılan.
Fakat, ancak uzman bibliyofillerin farkına varacağı bu eksikliklere rağmen Kaya Özkaracalar’ın ilgi alanını oluşturan konuların oldukça acar olan okuru bu engelleri tanımaz, aşar geçer. Her biri apayrı espri anlayışlarına sahip tür sineması meraklılarının başarıyla kaleme alınmış bu inceleme ve denemelerden damıtabileceği o denli çok bilgi var ki; bunlar saymakla bitmez. Bir yerinden anlatmaya başlayalım.
Kitap, ünlü sinema, korku, bilim-kurgu ve okültizm yazarı Giovanni Scognamillo’nın klişe sayılabilecek övgülerden oluşan zayıf önsözüyle açılıyor. Bu tekdüze girişin ardından beklenmedik şekilde Kaya Özkaracalar’ın enfes incelemeleri art arda sıralanmaya başlanıyor. Amerikalı yönetmenlerle kitabına başlayan yazar, Ed Wood, Roger Corman, John Carpenter ve Wes Craven ile etkileyici tarzını oturttuktan sonra Avrupalı Yönetmenlere geçiyor. Bu bölümde Kaya Özkaracalar’ın enfes incelemeleri gerçek birer şölene dönüşüyor. Ricardo Freda, Antonio Margheriti gibi yönetmenlerin ardından Kara Eldivenli Yönetmen Dario Argento’ya geliniyor ki bu bölümde mükemmel bir inceleme okuyoruz. Dario Argento bölümü kitabın yükseldiği noktalardan birini teşkil etmektedir. Avrupalı yönetmenler bölümünde başta Lucio Fulci olmak üzere birbirinden başarılı incelemeler art arda sıralanıyorlar ve Kaya Özkaracalar’ın yazınsal ustalığını en yüksek düzeyde tattığımız fragmanları oluşturuyorlar. Bu bölümde ilgimi çeken incelemelerden biri de Yeni Roman’ın ünlü yazarı Alain Robbe-Grillet ile ilgili olan yazıydı. Kitapta bu ilginç yazarın sinema ile ne denli içli dışlı olduğunu görüyor, edebiyat-sinema ilişikisine dair ilginç perspektifler ediniyoruz. Aslında okuduğumuz incelemelerin pek çoğundan edindiğimiz intiba, sinemanın bu tarz alternatif kulvarlarında at koşturan sanatçıların edebiyatla, yazarlıkla olan ilişkisinin çok boyutlu olması. Bu tür sinemada her yönetmen adeta bir nevi yazar gibi çalışıyor. Bu yüzden, bu alandaki yönetmenlerin pek çoğunun aslında birer auteur olduğunu farkediyoruz.
Kitabın geriye kalan bölümlerinde neler yok ki? Kayalıkların Dibindeki Sahillerin ve Harabe Şatoların Ozanı Jean Rollin, Kadın Filmlerinin Erkek Yönetmeni Vicente Aranda, Aranda’nın Sıradışı Lezbiyen Vampir Filmi Kanlı Gelin, Korku Sinemasına İspanyol Dopingi, Türün Hollandalı Sanatçısı Paul Verhoeven, Wakamatsu Sinemasında Nihilist Şiddet vs. vs. Görüldüğü gibi sadece başlıklar bile insanı derin bir tecessüs içine düşürmeye yetiyor.
Kitabın üçüncü bölümü oyuncular üzerine yoğunlaşmış. Bu bölümde Bela Lugosi, Christopher Lee, Soledad Miranda, Asia Argento, Charlotte Rampling, Monica Belluci, Catherine Zeta- Jones, Uma Thurman, Jennifer Connely, Jodie Foster, Michelle Pfeiffer ve Linda Lovelace hakkında yazılar var. Dördüncü bölüm ise türler ve furyaları inceliyor. Bu bölümde aralarında Snuff filmlerin de olduğu, Fahişe Filmler, Irza tecavüz ve İntikam Filmleri, Nazi Erotika Filmleri, Günahkar Rahibe Filmleri, Süper Kahraman Filmleri, Vampir Filmleri, Japon Animasyon Filmlerindeki Vampir olayı, Dişi Tarzan Filmleri ve King Kong filmleri gibi birbirinden ilginç alanlara giriliyor. Bu kadar marjinal alana girilip de sansürle belaya düşülmemesi mümkün mü? Kuşkusuz hayır. İşte buna dair de bir bölüm var kitapta.
Onun ardı sıra da Yeşilçam’a geliyoruz ve festival başlıyor. Ucuz Filmler, Korku ve Gerilim Filmleri, Örümcek Adam Filmleri, Yalnız Kovboylar, Vurdu-kırdılı Filmler, Kazıklı Voyvodalar ve Ölüm Savaşçısı Cüneyt Ninjalara Karşı gibi bölümler var bu fasılda. Türk-İtalyan ortak yapımları ve yazarın Radikal’de yayınlanan sinema kritikleri ile kitap finale gidiyor. Bu denli güçlü bir dağarcık taşıyan varsıl inceleme kitabının kapanış ve sonsöz yazılarının da tıpkı önsöz gibi güçlü olduğunu söylemek mümkün değil.
Daha çok biçimsel özellikler taşıyan bazı küçük eleştirilerimize rağmen Geceyarısı Filmleri’ni bu tarz sinema ve alacakaranlık kuşağı hikayeleri meraklılarına hararetle tavsiye ederim. Hatta sinema ile uzaktan yakından ilgisi olan herkese bu benzersiz inceleme dağarcığına kitaplıklarında yer açmalarını tavsiye ederim. Gerçek sanatçıların hangi çılgınlıklar trafiği içinden geçip hangi acıları yaşayarak bu ilginç yapıtları ortaya koyduklarına tanık olmak isteyen sanat insanlarının da bu aykırılıkları bilmesinde büyük yarar var.
Hulasa; Kaya Özkaracalar, Geceyarısı Filmleri başlıklı kitabı ile Türk Sinema Yazarları arasında oldukça müstesna bir yer edinmeyi başarmıştır. Başarısının sırrı münhasıran tür sinemasına yönelmesinde ve bu alanda rakipsiz denebilecek kadar derinleşmesindedir.
(24 Ağustus 2007 Tarihli Radikal Kitap’ta kısaltılarak yayınlandı.)
Geceyarısı Filmleri
Kaya Özkaracalar
Araştırma – İnceleme
+ 1 Kitap
Hikmet Temel Akarsu
İstanbul, Ağustos 2007
htakarsu@pen.org.tr
www.myspace.com/hikmettemelakarsu





















Yorumlar
Yorumunuzun yanında istediğiniz resmin görünmesini istiyorsanız gravatar edinin!