Anadolu’da bira üretimi ve tüketimi binlerce yıllık bir geçmişe sahiptir. Günümüzde hâlâ sevilerek tüketilen ve Osmanlı döneminde kendisine has satış mahalleri bulunan bozanın da bugünkü biralarla arasında büyük fark bulunmasına rağmen en eski veya en basit bira çeşidi olarak kabul edilmektedir. Ancak bizim burada sözünü edeceğimiz, Batı tarzı yaşam biçimine eşlik eden, beraberinde ‘birahane’ kültürünü getiren biradır. Reşat Ekrem Koçu bira ve birahanelerin farkını çok iyi anlatmıştır. “Hafif alkollü bir içki olarak bira, önce Tanzimat devrinin alafrangalığına hevesli gençleri arasında rağbet görmüştü; İstanbul’un ayaktakımı arasında rakı ile şarabın yanına geçememiştir; ilk birahaneler de ayaktakımının giremeyeceği, girerse aradığı huzuru bulamayacağı alafranga içki yerleri olarak kurulmuşlardır; meyhanedeki çırak oğlan, ‘muğbece’, birahanede garson olmuştur.”

Kokaryalı'da Athanasula Birahanesi

Kokaryalı’da Athanasula Birahanesi

Batılı yaşam tarzının canlı bir şekilde ortaya çıktığı İzmir, 19. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren bira ve birahaneleriyle de dikkat çekmekteydi. 1892’de İzmir’e gelen Hans Barth, İzmir’de sahil boyunca uzanan çay bahçelerinde, restoranlarda, kafelerde ve şehrin dışında İzmirlilerin tatil günlerini geçirdikleri yerlerde yan yana açılan bira bahçelerinde, insanın kendini Doğu’da, hele hele kahve kültürüne sahip yabancı bir diyarda hissetmediğini kaydetmektedir. Barth’a göre, İzmir’e birayı sokan Württembergli Procopp’tur. Başlangıçta ürettiği biraları eşek ve katır sırtında piyasaya sunan Procopp, daha sonra Punta’da Bornova Caddesi’nde bulunan imalathanesinin yanına devamlı dolup boşalan bir bira bahçesi eklemiştir. 1894’de Karataş’ta Emirze biraderlerin havagazıyla işleyen bir bira fabrikası açtığı belirtilmekteyse de bu fabrika hakkında başkaca bir bilgi bulunmamaktadır.

Prokopp bira şişesi

Prokopp bira şişesi

Bazı kaynaklarda Prokopp’un, İstanbul-Bomanti fabrikasından çok önce bira üretmeye başladığı bilinmekteyse de (Prokopp bira şişelerinin üzerinde kuruluş tarihi 1846 olarak gösterilmektedir), başlarda Prokopp tarafından Bristol’den ithal edilen şişelerin dolu mu geldiği yoksa İzmir’de mi doldurulduğu belirsizliğini korumaktadır. Avusturya’nın İzmir konsolosu Karl von Scherzer’in verdiği istatistiklere göre 1870’lerde İzmir 3000 fıçı bira ithal etmekteydi. Bunun 2300 fıçısı Avusturya, geri kalanlar İngiliz ve Bavyera birasıydı. Bunların dışında Spatenbrau ve Augustinnerbrau biraları Münih’ten, Drener birası Trieste’den ve Guraber birası da 12 şişelik kasalarla Strasbourg’tan gelmekteydi. Fransız biraları ise nispeten tatlı ve çabuk bozuldukları için İzmir’de pek fazla tutulmamaktaydı.

Prokopp’un açtığı yol kısa sürede genişlemiş ve 1880’lerde Kordon’da bulunan Corinno, Nalpas ve Rodokanaki gibi kafeler menülerine birayı da eklemişti. Hiç kuşkusuz İzmir’in en meşhur birahanesi, Avusturyalı Craemer’in sahibi olduğu Grand Brasseire Pilsen’di. Michalis Haralambos’un birahanesinde Strasbourg, Viennoise ve Leon Goldstein’in birahanesinde Viyana biralarını bulmak mümkündü. 1882’de İngiltere’nin İzmir konsolosu Denis, rutin bir şekilde her yıl hazırlanan ticaret raporunda ilk kez biraya yer vermektedir. Rapora göre İzmirliler büyük miktarda bira tüketmekteydi. Özellikle sıcak yaz günlerinde insanlar, Frenk mahallesindeki kafelerde gece geç saatlere kadar oturmakta ve bira içmekteydi. Denis, meslektaşı Scherzer’yi teyit ederek bira tekelinin Avusturya’ya ait olduğunu belirtmekte, beş yıl içinde ithal edilen 19211 varilin 17357’sinin bu ülkeden geldiğini yazmaktadır.

1890’lardan itibaren birahaneler Kordon sınırını aşarak İzmir’in diğer semtlerine de yayıldı. Kordon’daki Alhambra, Centrale, Cristal, Budapest, Brasserie Resna, Clonavidis, Wilson Luxsembourg’un dışında, Aydın Garı altındaki Simitopoulo, Bit Pazarı’nda G. Onoufriadhes, Kantarcılar’da C. Panayoti, Ermeni mahallesinde H. Papadhopoulos, Paralel sokakta F. Pradello, Odun Pazarı’nda Haim Rousso ve Isaac Rousso, Fasula’da N. Stefanopoulos ve Aya Yorgi’de Andricos Sterenios bira ile serinlemek isteyenlerin uğrak yerleri oldu. Ayrıca, başta Karşıyaka sahili olmak üzere çevre sayfiyelerde de birahaneler yerlerini aldı.

Amerikalılar 1900’lerin başlarında Türkiye pazarıyla daha yakından ilgilenmeye başlayınca önemli miktarda tüketilen birayı da mercek altına aldılar. 1907’de ABD’nin İzmir konsolosu E. L. Harris, İzmir’de neden Amerikan biralarının tutulmadığına ilişkin bir rapor hazırladı. Harris’e göre İzmir’de yaşanan yoğun sıcaklar, yalnızca en az miktarda alkol içeren türde içeceğin kullanımını gerektirdiğinden, yaz aylarında doğal olarak bu tür içecekler büyük miktarda ithal edilmekteydi. Bu nedenle Procopp tarafından üretilen biralar light olduğu için İzmir’de bol miktarda tüketilmekte, aynı nedenden dolayı İstanbul’da Bomonti fabrikasından ithal edilen benzer bira İzmir’e çok tutulmaktaydı. Bu iki şirketin biraları İzmir piyasasında, şişeler de dâhil olmak üzere, düzinesi 64 sentten satılmaktaydı. Almanya ve Bohemya’dan, yıllık her birinden 6.6 galonluk 1.390’ar fıçı olmak üzere 13.2 galonluk 2.860 varil bira ithal edildiği tahmin edilmekteydi. Bunun yanı sıra, her biri 5 düzinelik 1350 kasa bira çeşitli Avrupa ülkelerinden, bunun yüzde 10’u kadarı da Amerika’dan ithal edilmekteydi. Amerikan biralarının İzmir piyasasında tutulmamasının nedeni, diğer biralara göre oldukça pahalı olmasıydı. Harris, Amerikan bira üreticilerine biralarını şişeyle değil, varille göndermelerini tavsiye ediyor, böylece navlun ücretlerinden tasarruf edebileceklerini ve biranın fiyatını makul seviyeye çekebileceklerini yazıyordu. Böylece Amerikan biralarının, Almanya ve Bavyera’dan ithal edilen biralarla rekabet etmesi mümkün olacaktı.

Rıhtımda Alambra Birahanesi

Rıhtımda Alambra Birahanesi

1910’da İngiltere’nin İzmir konsolos yardımcısı Heatchote-Smith, İstanbullu bir tüccarın İzmir’de bir bira fabrikası kurmak için harekete geçtiğini, bunun için geniş bir arsa satın aldığını kaydetmektedir. Sözü edilen bira fabrikası iki yıl sonra, 1911’de Halkapınar-Darağacı’nda Aydın Bira Fabrikası adıyla çalışmaya başlamıştır ve sahibi de yukarıda sözünü ettiğimiz Bomanti-Nektar Bira Fabrikası’nın sahibinden başkası değildir. Kayıtlara göre Bomanti kardeşlerin 1890’da kurdukları ve merkezi Cenevre’de bulunan Bomanti Bira fabrikası modern bira üretim tekniğiyle imalata başlamış olan ilk üretim tesisti. Uzun süre rakipsiz olarak piyasayı elinde tutmuş, ancak 1909’da Büyükdere’de açılan Nektar Bira Fabrikası’yla amansız bir rekabete girişmişti. İki şirket, rekabetten büyük zarar görmeye başlayınca da 1912’de birleşmişler ve aynı yıl biranın Batı Anadolu’ya nakli ve muhafazasındaki güçlükleri düşünerek İzmir’deki fabrikayı kurmuşlardı. 1914’deki bir ilana göre, ürettiği biraları varil ve şişelerle satan Aydın Bira Fabrikası, stokunda sürekli bir milyon litre bira bulundurmaktaydı. Kurulduğu zaman malt ihtiyacını İstanbul fabrikasından karşılayan bu fabrikaya, sonradan Bomonti’den sökülen küçük malt tesisi nakledildi.

Kramer Birahanesi

Kramer Birahanesi

I. Dünya Savaşı yıllarına girerken İzmir’de iki bira fabrikası vardı. Aydın Bira fabrikası ve Madam Prokopp’un fabrikası. Madam Prokopp’un fabrikası, birayı hala klasik yöntemlerle ürettiğinden son derece ilkel kalmıştı. Buna bir de fabrika müdürünün askere alınması eklenince Madam Prokopp fabrikayı 1915’te kapatmak zorunda kaldı. Aslında Aydın Bira Fabrikası’nın durumu da pek parlak değildi. Nitekim arpa ve yakıt kıtlığı, fabrikanın üretimini ve işçi sayısını sürekli düşürmesine yol açmıştı. Ayrıca birahaneler de savaş zenginleri dışında pek fazla kişiyi çekememekteydi.

Savaş sonrasına ait yıllıklar, birahane sayısını azalmış olarak vermektedir. 1920’ye ait Yunanca bir yıllık Panelinion, Zappion, Wilson ve Foti isimlerini saymakta, ertesi yıla ait Annuaire Orienntal ise bunlara Alhambra, Centralle, Aidios, de Paris ve Splendid Bar’ı eklemektedir. Kuşkusuz bu yıllıklarda ‘kafe’ başlığı altında sayılan mekânlar da bira satmaya devam etmekteydi. Nitekim 1921’de uluslararası Amerikan Koleji’nin muhafazakâr üyeleri hazırladıkları raporda birahane ve bira bahçesi olarak sınıflandırılabilecek 43 yer tespit etmektedirler. 129 kişinin çalıştığı bu yerlerin çoğunun, biranın yanında şişelenmiş başka içkiler de sattığından meyhane sayılması gerekir. Bunun dışına çıkan iki yer bulunmaktadır. İlki Halkapınar’da 1-1,5 hektar civarında çim ve ağaçlandırılmış bir alanda bulunan birahanedir (Aydın). Bu bahçenin bir tarafında masa ve sandalyelerin yerleştirildiği çardak yer almakta; bira, ekmek ve peynirle birlikte sunulmaktaydı. Çekiciliği ve hoşa giden konumu nedeniyle burası, kendi öğle yemeklerini getiren gruplara da piknik yeri olarak hizmet vermekteydi. Kokaryalı’da İzmir’in tanınmış tüccarlarından Athanasula tarafından işletilen ve içinde bulunduğu bahçe nedeniyle İngiliz Birahanesi olarak da adlandırılan yer de benzer özelliklere sahipti.

1922’deki Büyük Yangın, pek çok şey gibi, birahanelerin de büyük kısmını silip süpürdü. Artık bira, birahanelerin değil, meyhanelerin menülerinde yer alan bir içecek haline gelmişti. Aydın Bira Fabrikası ise 1930’lu yıllara kadar üretimini sürdürdü, 1938’de Tekel İdaresi’ne geçince de şarap, suma ve rakı fabrikasına dönüştürüldü.

Biranın yeniden popüler bir içki haline gelmesi için, önce 1955 yılında tekel maddeleri arasından çıkarılmasını; özel işletmelerin 1960’lı yılların sonlarından itibaren üretim sektörüne girmesini, sonra da 1970’li yıllarda her mahalleye bir birahane furyasını beklemek gerekecektir.

Dr. Erkan SERÇE

No Comments