Beyhudelik duygusuyla sarsılmak
Yazan: Admin 13 Mart 2010
Kategori: KÜLTÜR SANAT, KİTAP, Manşet
Hikmet Temel Akarsu’nun ‘Nihilist’i, oldukça eski ve karanlık dönemleri plato edinen bir roman. Romanda işlenen tema ise ‘Reddedilenlerin Mesihi’ olduğunu iddia eden uçmuş bir kişiliğin, risalelerini, öğretisini, mesellerini ve kendi mukkaddes kitabını oluşturma serüveni
Jacques Attali, 21. Yüzyıl Sözlüğü’nde, “En gelişmiş uygarlıklarda, en gelişmiş demokrasilerde, en şeffaf pazarlarda bile gizlice varlığını sürdürecek” diyor ‘Barbarlık’ için ve ekliyor: “İnsanoğlu, Öteki’nin de aynı fikirden olmasa da, borcunu ödeyemezse de, bir insan olduğunu unuttuğunda, barbarlık ortaya çıkacak.”
Öyleyse şimdi bir an durup düşünmek gerekli; barbarlığın gizlice varlığını sürdürdüğü bir dünyada mı yaşıyoruz, yoksa ‘ortaya çıktığı’ bir dünyada mı? Peki ya ‘en gelişmiş, en şeffaf demokrasi’, gerçekte barbarlığın kılık değiştirmiş haliyse…
Kaybedenlerin Öyküsü’nden Küçük Şeytan’a, İngiliz’den Media’ya açılan yelpazedeki renkli edebiyat serüveninde hep ‘dekadans’ın izini süren, bireysel ve toplumsal bazda ‘çöküş’ manzaraları sunup ve buna eşlik eden bir arayış dile getiren Hikmet Temel Akarsu, yeni romanı Nihilist’te işte tam da bu noktaya parmak basıyor. Yazar, uygarlık ile barbarlığın, gelecek ile geçmişin, yaşam ile ölümün, iyimserlik ile karamsarlığın, var olmak ile beyhudeliğin oluşturduğu çok etkileyici bir karmaşa tablosu çıkartıyor karşımıza.
İlk on yılını devirdiğimiz 21. yüzyıl, zihnen ve bedenen epeydir bir hayli yorulmuş bulunan insanoğlunun gözlerini umutla diktiği bir zaman dilimi olarak algılandı. Yeni bin yıl, adeta bir Mesih yolu gözlenir gibi beklenmişti insanlığın bir kısmınca. 1999’un son demlerinde, ‘Kara göründü!’ demeye hazırlanan çok sayıda insan vardı kuşkusuz. Ama heyhat, ne bir gelen oldu, ne de gerçekte bekleyenler vardı. Şimdilik, ‘barbarlıktan’ başka herhangi bir şeyin göründüğünü söylemek de güç…
Düş gücümüz mü zehirlenmişti bilinmez ama ortalığı kaplayan toz-duman tamamen gerçekti ve kendini bir kez daha buhran içinde bulan insanoğlunun ruhunu kemirip bitiren biraz eskice, kötücül bir duygu bir kara bulut gibi tekrar gelip gündeme oturdu. Bu tanıdık duygu, Turgenyev’in ya da Nietzsche’nin tarif ettiğinden oldukça farklılaşmış olsa da nihilizmden başkası değildi.
O karanlık duygu…
Bir yandan kalabalıklaşan dünyanın insanı değersiz bir figür haline getirişi, diğer yandan kapitalist düzenin çarkları arasında öğütülen insanoğlunun her geçen gün daha da tükenişi; kendini tekdüze ve anlamsız hissedişi, başarısız, duygusuz ve doyumsuz bir hayata mahkum oluşu… Sonuçta herkesin tüm ayrıntılarını derinlemesine bildiği gibi, önlenemez karanlık bir duygu gelip tüm insanların ruhunu teslim alıverdi. Kaygı, karamsarlık, endişe, paranoya, depresyon, feragat ve en sonunda da beyhudelik duygusu…
Kısacası insanoğlu, en buhranlı zamanlarında hep yapageldiği gibi önü alınamaz bir ‘hiçlik’ hissiyatıyla sarsılmakta…
Tüm bu ruhsal yıkım sürecinden geçip gelen, idealleri, inançları ve değerleri örselene örslene tüketilen bireyin artık ‘hiçliğe’ sığınmaktan başka yapacak bir şeyi kalmıyor. Çok eski, hatta kadim denebilecek bir ruh hali, gelip düşüncenin doruğuna oturuyor: Nihilizm!
Tükenme, boşunalık, boşvermişlik, içe dönme ve hiçlik duygusuyla gelen karanlık bir girdap!
Her yandan sökün eden karanlık gelecek tasvirleri, distopyalar, güncel trajediler, yabancılaşma ve yadsıma metinleri, komplo teorileriyle birlikte doğrudan doğruya nihilist duyguyla kaleme alınmış çağdaş bir öykünün de kaleme alınması kaçınılmazdı kuşkusuz.
Bütün kaybetmişlere, ezilenlere…
Hikmet Temel Akarsu’nun son romanı Nihilist (Reddedilenlerin Risaleleri) 19. yüzyıl Rus edebiyat çevrelerinde doruğuna ulaşmış bu düşünsel algıyı, o dönemde ele alındığı bağlamın çok ama çok ötesinde bir boyutta işlenmekte. Akarsu’nun romanında zaman ve uzam Gnostikler ile Gothic’ler arasında yer alan karanlık bir dönem. Dolayısıyla Nihilist, oldukça eski ve karanlık dönemleri plato edinen bir roman. Romanda işlenen tema ise ‘Reddedilenlerin Mesihi’ olduğunu iddia eden uçmuş bir kişiliğin, risalelerini, öğretisini, mesellerini ve kendi mukkaddes kitabını oluşturma serüveni. Kitabın her bölümü tek tek okunduğunda kendilerine göre son derece iddialı göndermeleri ve savları olan birer kıssa olarak görülebilir. Hepsi birden, bütünsellik içerisinde ele alındıklarında ise boyut biraz daha büyüyor, çapını genişletiyor ve insanlığın tüm temel sorunsallarını kapsayıcı bir felsefi bakış noktasına kadar taşınıyor.
Vahiyler aldığını ve ‘Reddedilenlerin Mesihi’ olduğunu iddia eden ‘seçilmiş’(!) başkişimizin tragedyalarla dolu, başarısız seyr-ü serüvenini anlatan roman aynı zamanda tarihsel izlekleri panaromik olarak yansıtan bir tükeniş öyküsü.
Dünyadaki bütün kaybetmişlerin, ezilenlerin, reddedilen ve dışlananların mesihi olduğunu iddia eden roman kahramanı, bir yandan aldığını iddia ettiği vahiylerini risaleler haline getirmeye çalışırken diğer yandan da dönemin ağır koşullarında ayakta kalmaya çabalar durur. Açlık, kıtlık, sefalet, felaket, savaş, hastalık, yıkım, kıyım, işgal, kuşatma gibi binbir olayın içinde yer alır. Kimi zaman ruhbanların, kimi zaman vandalların, kimi zaman sefillerin, kimi zaman savaşçıların, kimi zaman saraylıların, kimi zaman müritlerin ortasına düşer. Her birinde davranış kalıpları ve amaçları aynıdır. Roman baştan sona, günümüzde yaşanan en önemli sorunsalları alegorize eden öğelerle doludur.
Postmodern çağa nazire
Reddedilenlerin adanmış mesihi tüm bu olaylar içerisinde, ayakta kalmak, risalelerini oluşturmak, öğretisini yaymak, ademiyete bir düzen verecek erdemli davranışlarla herkese örnek olmak, haklıdan yana olmak, fakir fukarayı yani reddedilmişleri korumak, savunmak ve hepsinden önemlisi yepyeni bir inanç sistemi kurmak gibi amaçlar peşindedir. Buna mukabil, başından geçenler bize, geçerli olma ihtimali olan her inanç sisteminin insanlar; özellikle yönetici sınıflar tarafından nasıl devşirilmeye, ele geçirilmeye ve kullanılmaya çabalandığını da gösterir.
Nihilist, edebiyatımızda daha önce karşılaşmadığımız türden, değişik ve iddialı bir felsefi roman. Postmodern çağın anlatısına nazire edercesine inanç sistemleri üzerinde derinlemesine tartışan bir kitap. Dahası insanlıkta hangi düşünsel ve tinsel mekanizmanın nasıl çalıştığı ve nasıl çalıştırıldığı; bunları kimlerin nasıl kullandığı üzerine kafa yoran, kimi zaman heyecanlı bir savaş romanı, kimi zaman da bir aşk öyküsü olarak okunabilen, dört dörtlük bir metin.
HÜSEYİN ASLAN
NİHİLİST
Reddedilenlerin Risaleleri
Hikmet Temel Akarsu
Doğan Kitap
2010
160 Sayfa
187 sayfa, 14 TL
(Radikal Kitap’ın 12 Mart 2010 tarihli nüshasında yayınlandı.)
Bu yazı 847 kişi tarafından okundu.



Kıbrıslı tarafından 05 Şubat 2010 15:02 tarihinde
Hikmet Temel’in yeni kitabının çıkmasına çok sevindim. Çok güzel bir kitap olduğuna eminim… Tanıtım için teşekkürler.