NİKO VE MARGARİTA

Yazan: 06 Mart 2009  
Kategori: KÜLTÜR SANAT

Resmi tam ortadan dikey olarak bölen bir kadın. Sol elinde bir demet çiçek. Üstünde tek parça, derin dekolteli bir elbise. Belinde, uçları aşağı sarkmış bir kuşak. Kollarında sarıya yakın renkte iki bileklik. Zeminde koyu renkli taşlar. Gövdeleri kesilmiş iki ağaç. Ufuk çizgisinde, rüzgarda hafifçe salınan çiçekler ve otlar. Mavi bir gökyüzü ve kadına doğru yönelmiş aynı türde üç kuş. Ufuk çizgisinin oldukça aşağı alınmış olması, resme belirli bir derinlik katıyor. Havada süzülen kuşlar, bu derinlik hissini artırıyor. Oysa kadının duruşu, resme tamamen sonradan eklenmiş havası katıyor. Ressam büyük olasılıkla önce kadını resmetti, ardından kadının renk tonlarına kontrast oluşturacak şekilde çevresel aktörleri tamamladı. Bulutların ufuk çizgisinde, koyu zeminle mavi gökyüzünü ayırdığı noktada bulunması, sahnenin büyük olasılıkla tepelik bir yerde geçtiğini gösteriyor. Zira kadının durduğu noktayla bulutlar arasındaki mesafe çok yakın. Üstelik kadının gövdesi ufuk çizgisinin tam iki kat üstünde. Burasının hafif tepelik bir yer olduğunu ufuk çizgisindeki otların ve çiçeklerin karışık düzende salınımlarından anlamak mümkün. Ama daha çok soldan sağa esen bir rüzgar söz konusu. Öyle ki sanatçı, taşların ve kesilmiş ağaç gövdelerinin uzama yönlerini bile soldan sağa doğru vermiş. Muşamba üzerine yağlıboya olarak yapılan bu tablonun adı, Aktrist Margarita. Tablo gerçekte, 117×94 cm. boyutlarında.

442px-niko_pirosmani_margarita_1909

Peki kim bu kadın?

1895 yılında doruk noktasına çıkıp, 1900′de aniden ışığı sönen Belle Epoque dönemi, Fransa tarihinde, hatta Kıta Avrupası’nın her yerinde, eğlencenin, sarhoşluğun, bohem yaşamın ve fuhuşun en yoğun yaşandığı dönem olur. Montmartre çevresinde açılan kabare ve kulüpler, sayısız kankan dansçısına ev sahipliği yapar. Moulin Rouge ve La Reine Blanche en gözde mekanlardır. Sinemanın keşfedilip daha çok ilgi görmeye başlamasından sonra, bu mekanlar büyüsünü ve çekiciliğini kaybetmeye başlar. Yirminci yüzyıla geçişteyse, buralar artık birer geneleve, kankan dansçılarının çoğu da fahişeye dönüşmüştür. Bazıları soluğu Rusya ve Avrupa’ya yakın ülkelerde alır. Belle Epoque havasını devam ettirmek isterler. Şarkıcı Margarita da büyük olasılıkla bu kadınlardan biri. Gerçek adı Marguerite‘tir. Ancak o dönemde farklı bir sahne adıyla çıkmak moda olduğu için, ona da Margarita adı uygun görülmüş olabilir. Büyük olasılıkla fuhuş batağına düşmemek için Gürcistan’a gelen Margarita, 1905 yılında Niko Pirosmani‘yle tanışır. Niko, her gece o aynı sahnenin önünde durup onu izlemiş; uzaklardan gelen bu kadının büyüsüne kapılmış ve onu arabalar dolusu çiçeğe boğmuştur. Bu öykü öylesine tanıdık ki; nerdeyse aynı dönemlerde, ya da Belle Epoque döneminde, Toulouse-Lautrec’le Louise Weber aynı dudumdadır; Oscar Wilde, neredeyse her hafta aynı sahnenin karşısında aynı kişiyi hayranlıkla izler. Pirosmani’ nin de kaderi farklı olmayacaktır. O da her gece aynı saatte, aynı sahnenin önünde, belki de aynı noktadan, aynı kadını izler.Kısa bir aşk dönemi yaşarlar ve Margarita Gürcistan’dan ayrılır. Ondan arkaya sadece bir tablosu ve ona benzetilerek yapılmış kadın resimleri kalır. Margarita’nın belki de sahip olduğu tek resim Pirosmani’nin yaptığı bu tablo. Büyük olasılıkla hiç fotoğrafı da yok.

Aktrist Margarita tablosu, her anlamda bir yumuşaklığın, ovalliğin ve daireselliğin ağır bastığı bir resim. Sanatçı bununla belki de bir kadına yüklediği yumuşaklığı, sevecenliği, şefkati ve kadınca hatları, toplu halde Margarita üzerinde yansıtmak istedi. Kadının hafifçe gülümseyen dudakları resmin genel uyumuna birebir oturur. Dudaklar, yüzün oval hattıyla uyumludur; aynı şekilde siyah gözbebekleriyle, kaşların aşırı oval çizgisiyle, hatta saç diplerinin ovalliğiyle uyum içindedir. Burun bile ovaldir. Aynı şekilde çene ve boyun altının daireselliği mükemmel bir paralellik çizer. Buna, kadının omuzlarıyla çizdiği ovale yakın gövdesi bile dahil edilebilir. Aynı şekilde, elbisenin dekoltesi, göğüslerin daireselliğiyle yumuşak bir paralellik kurar. Aşağı doğru inildikçe; beldeki kuşak, elbisenin alt kısmı ve çorabın dairesel çizgileri bu ovalliği destekler. Kollardaki bileklikler ve sol elle tutulan demetin daireselliği de bu genel bütüne uyar. Hepsi birden, adeta şiddete yer olmayan bir dünyanın; keskin, sert ve sivri olan her şeyin uzak tutulduğu bir anın göstergeleridir. Bu duruma kadın dışında kalan nesneler dahi uyum sağlar. Taşların, doğalarının aksine, yumuşak hatlarda verilmesi; kesilmiş ağaç gövdelerinin daireselliği ve bulutların yumuşak görünümleri bu şefkat evrenini destekler. Gökyüzü bile dairesel fırça vuruşlarıyla tamamlanmış. Bu ortamı dışlayan çok az gösterge söz konusu. Bunlar, kadının sağ eline ait sivri parmaklar, belden sarkan kuşağın uçları ve kuşların gagasından ibaret.

Ama bu tablo, aynı zamanda, çarpışan iki farklı dünyanın resmi. Margarita’nın saflığı yansıtırcasına duran beyaza yakın siluetiyle, ayakları altında ve gerisinde duran koyu gölgeli zemin arasında aşırı bir karşıtlık söz konusu. Zemin, yabanıllığını göstermek istercesine taşları sahnenin önüne çıkarmış. Gövdeleri kesik ağaçlar aynı zamanda bir tehditin, göz dağının ve bir süre önce yaşanmış bir şiddetin kurbanı ve tanıkları gibidir. Katı, acımasız ve şefkatten uzak olan her şey koyu tonlarda ve daha keskin verilirken; bunların karşında dikilen sevecenlik, gülümseme, güzellik, şefkat ve çekicilik açık tonlarla veriliyor.

Margarita gerçekte bu resme ne kadar benziyordu, bunu kimse bilmiyor. Bu resim büyük olasılıkla poz verilerek yapılmış bir tablo. Belki de sanatçı Margarita’yı kendi Venüs’ü gibi düşledi. Gerçekte bunun ipuçları yok değil: Kadının durduğu yer, çerçeve dışında kalmış bir su kenarı olabilir. Çünkü zeminin ve taşların yapısı bunu destekliyor. Ağaçların çok az görülen kökleri de öyle. Kuşlar martı değilse bile Venüs’ün serçeleri, güller yine Venüs’ü simgeleyen çiçekler, zeminse, yine Venüs’ün doğduğu sığ bir su kenarı olabilir. Kuşları kanatlı birer Kupido olarak da düşünmek mümkün. Zira ressamın diğer bir resmi olan Ortachaly’li Güzel adlı tablosu, Margarita’ya çok benzeyen bir kadını yansıtır ve kadının duruşu, o dönemde sık kullanılan Venüs ve çıplak kadın duruşlarına birebir uyar.

Tek farkı, sırttan değil, önden verilmiş olması. Üstelik orada da kuş ve gül hemen fark edilir.

Ama tüm bunlar bizim geliştirdiğimiz hayal ürünü cümleler de olabilir. Ressam belki de bu resmi göz yaşları içinde yaptı. Sahip olduğu tek varlığın, Marguerite’in gideceğini bildiği için bu resme kırk yıllık yoksulluğundan kalan her şeyi yansıttı. Belki de biz bunların çok azını görüyoruz.Ya da Pirosmani, hiçbir benzetme ve alegoriye gitmeden, Margarita’yı öylece resmetti. Belki de sanatçı, onun yüzünde, yorgunluğu, geride kalan kankan çığlıklarını, şansonları ve bir dönemin bohem yaşamını da resmetmek istedi. Ya da sadece ona ülkesinden bir kadının yüzünü giydirip, Margarita’ya olan aşkıyla, kendi coğrafyasına duyduğu coşkuyu birleştirdi. Kim bilir, belki de Margarita’nın yüzü bu resimden tamamen farklıydı. Tıpkı Pirosmani’nin her şeyi farklı biçim ve renkte yansıtan fırçası gibi.

ffff

Durmuş AKBULUT

Bu yazı 45 defa okundu

Yorumlar


Yorumunuzun yanında istediğiniz resmin görünmesini istiyorsanız gravatar edinin!