Sıradışı bir film; OKUYUCU

Yazan: Emrah Atik 30 Nisan 2009  
Kategori: SİNEMA

İlk olarak oyuncu kadrosuyla ilgi çekse de oyunculukları da aşan ilginç konusu, İkinci Dünya Savaşı Almanyasına ve o dönem herkesçe malum yaşanılanlara farklı bakışıyla da izlenmeyi hakeden bir film Okuyucu/The Reader…

İster yeni yetme bir gencin ilk aşkının öyküsü veya isterseniz olgun bir kadına delikanlının aşkının dünyaya açılan pencere oluşu gözüyle bakın… İsterseniz kitapların insan hayatına, hayal dünyasına kattıkları gözüyle bakın… Ama en önemlisi hiçkimse sonsuz kötü veya sonsuz iyi değildir gözüyle bakmayı gerektiren, hatta öğreten bir film…

okuyucu
Benim film hakkında söyleyeceklerim bu kadar, şimdi sizi filmin tanıtımıyla başbaşa bırakıyorum…

”Bernhard Schlink’in 1995 tarihli aynı isimli romanından sinemaya uyarlanan “The Reader” savaşın arka planı oluşturduğu bir ortamda geçiyor.

Michael (David Kross) kendisinden yaşça büyük Hanna Schmitz’e (Kate Winslet) aşık olur. Michael ve Hanna‘nın ilişkisi, Hanna‘nın bir gün ansızın ortadan kaybolması ile sona erer. 8 yıl sonrasında, bir hukuk öğrencisi olarak hayatına devam eden Michael, savaş suçları mahkemesinde gözlemcilik yaparken Hanna‘yı sanık sandalyesinde otururken görünce gözlerine inanamaz. Hanna‘nın gizli kalan geçmişi aydınlanırken, Michael ikisinin de hayatını derinden etkileyecek bir sırrı gün yüzüne çıkarır.”

Yönetmen: Stephen Daldry
Senaryo: David Hare
Oyuncular: Kate Winsdet, Ralph Fiennes, David Kross ve Bruno Ganz

Film İzmir’de Izmir Sineması (421 42 61) ve İzmir Avşar Palmiye (277 48 00) sinemalarında gösterimde…

Ve elbette bonusumuz; filmin fragmanı…

YAZIYI PAYLAŞ:
  • Print
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • Blogplay
  • email
  • FriendFeed
  • Twitter

Bu yazı 1,002 kişi tarafından okundu.

Yorumlar

"Sıradışı bir film; OKUYUCU" için 3 yorum

  1. bulsara tarafından 01 Mayıs 2009 20:52 tarihinde 

    Filmin en can alıcı yanı okumayı bilmediği ortaya çıkmasın diye hayatının geri kalanını demir parmaklıklar ardında geçirmeyi göze alan bir kadının hikayesi olması. Bunun yanında toplama kampında gardiyanlık yaptığı dönem ve nasıl bu görevi aldığıyla ilgili sahnelerde Kate Winslet in doğallığı takdire şayan olmakla birlikte bu güne kadar hep siyah ile beyaz gibi yorumlanan tarihin aslında ne kadar farklı olduğunu da ortaya koyuyor.

  2. serdar parlar tarafından 04 Mayıs 2009 18:56 tarihinde 

    Film guzel ancak: eksik olarak gormedigim.. anlamlarin guclenmesi ve duygular arasinda baglarin kurulabilmesi icin genc-olgun cinsellik bolumlerini bir kenara koyarsak..iliskiyi duygusal anlamda bagimliligi artirici veya guclendirici sahnelerin sure olarak kisaligi(Sadece bir bisiklet turu)ile okuma-yazmasi olmayan bir insana okur-yazar yada kitaplar dunyasindan bakarak bir tutku-ask-acima gibi duygularin birbirine karistirilarak sunumu,bana gore cok zor bir kurgu ve bunun tam anlamiyla basarilamadigi kanisindayim..gerceklesmis olsaydi mukemmel duzeyde bir film olurdu..bu nasil saglanabilirdi..o da ustalarin isi..nacizane..

  3. Emrah Atik tarafından 06 Mayıs 2009 18:35 tarihinde 

    Pek sevgili dostum Serdar:) yorumunda son derece haklı olmanla beraber, döneme kötü Naziler zavallı Yahudiler kalıbının dışında bakabilmesi bile filmin bir başarısıdır diye düşünüyorum:)


Yorumunuzun yanında istediğiniz resmin görünmesini istiyorsanız gravatar edinin!