İzmir, kuruluşundan bu yana birçok topluma ev sahipliği yaparak günümüze gelmiş bir kenttir. Bir ticari kent olarak daha İ.Ö. 10. yüzyılda Kıta Yunanistan’dan göç edenlerce kolonize edilmiş olan bu kent, bir antrepo merkezi olarak özellikle 19. yüzyılda birçok farklı din ve ulustan insanın ticari amaçlarla yerleştikleri yer olmuştur. Aynı yüzyıl içerisinde Smyrne, Asya’nın metropolü olarak nitelendirilen önemli kentsel gelişmelere de ev sahipliği yapmıştır. Osmanlı yöneticileri ve aydınları ile başlatılan batılılaşma hareketi; askeri, yönetimsel, ekonomi alanlara yansırken bir taraftan da Osmanlı topraklarında batılı anlayışa ve yaşama göre tasarlanmış kentlerin doğmasına da öncülük etmiştir.

19. yüzyılda ve öncesinde kenti ziyarete gelen gezginlerin anlatımında Frenk Caddesi’nin özel bir yeri olmuştur. Bu cadde ve paralelindeki mahalleler Smyrne batı yaşantısının en yoğun olarak gözlemlendiği meskenlerdi. Kordon (Quais) ve rıhtım inşalarının Osmanlı yöneticilerinin finansal desteği ile tamamlanması ile bu bölge Osmanlı modernleşme hareketinin İzmir ayağında ilklerin yer aldığı alan olmuştur. Gerçekten de dört kilometrelik daimi bir rıhtım ve gezinti yeri, şehirliler için çekim merkezi idi. Bütün bu sebepler nedeniyle Kordon’daki arazi bir süre sonra şehrin en gözde yeri oldu.[1] Bankalar, denizcilik ajansları, ticarethane merkezleri, sigorta ajansları, konsolosluklar ve oteller bu değerli parsellerde batılı şehircilik anlayışa göre düzenlenerek kent kimliğine yeni bir silüet kazandırılmıştır.

Bu çalışmamız Smyrne-İzmir kent tarihinde önemli yere sahip yapılardan Grand Hotel Huck, incelenecektir. 1922 yangın felaketi ile kent kimliğinde yeri olan onlaca mimari anıt niteliğinde ki yapılar gibi Huck Otel’de yok olmuştur.  Kartpostal ve erken dönem fotoğrafik kayıtlarda sıkça karşımıza çıkan bu yapı dönem boyunca İzmirlilerce yoğun şekilde tercih edilmiştir.

Otel kavramı Osmanlı’ya batılılaşma ile girmesiyle konaklama anlayışı ve mimaride dönüm noktası olmuştur. Batı’dan Osmanlı’ya gelen bu kurumlar ilk olarak imparatorluğun en büyük ve kozmopolit liman kentlerinde ortaya çıkmıştı. Bunlar İstanbul, İzmir, Selanik ve Beyrut gibi kentlerdi.

Ticaret ile uğraşan yoğun Levanten nüfusu ve kozmopolit bir kent dokusuna sahip olması, gerekse Batı’ya açılan bir liman kenti olması dolasıyla, Avrupa ülkeleri ile öteden beri yoğun ilişkiler içerisinde bulunan İzmir kenti, otel kavramının yerleşmesi ve gelişmesinde Osmanlı İmparatorluğu’nda özel bir yere sahip olmuştur.[2]

Otellerin ortaya çıkışı, konaklama yapılarının uzun tarihinde bugüne değin sürecek olan yeni bir dönemi başlatmıştır. Türk kültüründe yüzlerce yıllık derin köklere sahip olan Kervansaray ve Han yapı kompleksleri yerlerini bu yüzyılda konaklama türünde otellere bırakmaya başlamıştır. İzmir-Aydın demiryollarının açılması ile İzmir hinterlandı ile sağlanan daha hızlı ve sağlıklı ulaşım kervanların silinmesine ve dolayısıyla da kervansarayların işlevlerini yitirmesine neden olur.[3] Kent merkezlerinde yer alan hanlar ise depo ve ofis/ dükkan şekilli kullanımlarla ömürlerine devam etmiştir.

19. Yüzyıl otelleri hanlardan farklı olanaklar sunan yeni bir mimariye ve daha yüksek standartlara sahip olmanın ötesinde modern otellere öncülük etmişlerdir.[4] Rıhtıma yakın alanlarda inşa edilen büyük kompleks oteller, dönemin Avrupa’da ki örnekleriyle yarışır nitelikteydi.

İzmir’in en ihtişamlı yapılarından biri olan Grand Hotel Huck, Birinci Kordon Caddesi ile Osmanlı Postahane Sokağı’nın kesiştiği köşede yer almaktaydı.[5] Binanın sol alt katında Osmanlı posta bürosu konumlanmıştı.[6]19. Yüzyıl yapılarından olup, 1905 yılı sigorta planında 49 numaralı parselde yer almaktadır. İngiliz inşaat mühendisi Charles E. Goad yılında yapımı tamamlanan bu planda özellikle Kemeraltı ve Frenk Caddesi’nde ayrıntılar yer almaktadır.[7]

Smyrne-Hotel Huck

Yapı önceleri Hotel M. Mille daha sonra Hotel des Deux Auguste ve son olarak da Grand Hotel Huck adını almıştır.[8] Erken dönem İzmir fotoğrafçılarından Rubellin tarafından 1880 tarihinde çekilen bir karede bina parapetinin üzerinde “ Hotel des Deux Auguste” yazısına ek olarak, giriş kapısının iki yanında ve birinci kat balkon kapısının üzerinde “ Hotel M. Mille” yazısı okunmaktadır. 1888 yıllarında otel, Berlinli Madame Huck tarafından işletilmekte olup, Grand Hotel Huck adını son olarak almıştır.[9]

İzmir’in en ünlü tesislerinden biri olan otelin zemin katındaki restoranı yoğun ilgi görmekteydi.[10] 1894 yılında bir rehberde çıkan ilanda Grand Huck Oteli’nde konaklayacak kişilere, tabldot, yemek servisi, tanınmış içki çeşitleri, soğuk sıcak banyolar, her lisanda konuşabilen rehberler gibi olanakların sunulacağı belirtilmektedir.[11]

Yukarıda az önce belirtmiş olduğumuz 1905 yılı sigorta planı, otelin mimari detaylarının anlanması bakımından ayrı bir öneme sahiptir. Otel, orta geçitli, plan şemasına sahip olmakla birlikte, parsel düzeni açısından farklılık gösteriyordu. Parsel, köşede yer alması dolayısıyla üç cepheye sahipti. Ancak deminde söylediğimiz gibi zemin katta, parselin Osmanlı Postahane Sokağı’na bakan cephesini boydan boya Osmanlı Postahanesi kaplamıştı. Böylece otel giriş holüne orta aksda yer alan ve Birinci ve İkinci Kordon Caddeleri ile bağlantılı bir geçit vasıtasıyla ulaşılmaktaydı. Geçidin sağında bir lokanta bulunmaktaydı.[12] Hemen yakınında ise üst katları büro olan  ve altında Lloyd Austria ve Romanya Deniz Acentalarının binaları yer alıyordu.[13]

Osmanlı dönemi fotoğraflarından binanın zemin ile birlikte üç katlı olduğu ve son katının sonradan eklenmiş olabileceğini düşündürmektedir. Rubellin tarafından çekilmiş fotoğrafta, otelin ilk ismi olan “ Hotel M. Mille” yazısının birinci kat balkon kapısının üzerine kabartma biçiminde işlendiği, birinci ve ikinci katları ayıran kalın silmenin de, duvar bitimlerindeki gibi tezyin edildiği görülmektedir. Ayrıca son katta, balkonlarda iyice belirginleşen üslup farklılaşması bize göstermektedir ki; yüzyıl sonlarında artan yoğun konaklama talebi karşılamak adına bir kat daha yükseltilmiştir.[14]

Kordona bakan ön cephe simetrik olarak düzenlenmiştir. Giriş kapısını vurgulayan kemerli bir portal, üzerinde her ki katta dışarıya taşan balkonlar ve en üstte bir alınlıkla belirlenmiştir. Katlar birbirlerinden yatay silmelerde ayrılmaktaydı. Zemin katta yer alan özenli kesme taş dokusu fotoğraflarda göze çarpmaktadır. Akslar üst katlarda plasterlerle vurgulanmıştı. Birinci ve ikinci kat açıklıkları dikdörtgen söveliydi. Fransız balkonlu birinci kat açıklıklarının üzerinde bitkisel motifli kabartmalar yer almaktaydı. İkinci kat açıklığında ise cephe boyunca bir silme devam etmekteydi. Cephe duvarı kalın bir silme ve üzerinde parapet duvarı ile sonlanıyordu. Parapet duvarının üzerinde büyük puntolarla otelin ismi yazılıydı.[15] Postahane Sokağı’na bakan cephesi ise daha özensiz idi.

İzmir-Aydın demiryollarının İzmir hinterlandında sağladığı olumlu ulaşım olanakları ve aynı yüzyıl içerisinde giderek ünlenerek dünya kamuoyunda duyulan Ephesos kazıları ile Ayasulug’a ( 19. Yüzyıl içerisinde İzmir ili Selçuk ilçesinin adı devlet arşivlerinde Ayasulug biçiminde geçmektedir. ) ziyaretçi sayısında artış başlar. Başta gezginler olmak üzere, İzmirli Levantenler ve Ephesos kalıntılarını merak eden diğer İzmirliler buralara geziler düzenlemeye başlarlar. Bütün bu gelişmeleri takip eden Huck Oteli sahipleri, Ayasulug’da yan şube açmaya karar verirler.

Ayasulug’da yer alan otele “Grand Huck-Ephese ismi verilmişti. Huck ailesi otel hisselerinin yarısına sahip olup, yarısına da İzmir-Aydın demiryolları şirketi sahipti.[16] Merkez binadan daha farklı mimariye sahipti. Genel hatları ile daha özensiz ve duvarları yığma taştan yapılmıştı. Bina iki katlı olup, kat aralıkları yatay silme ile belirginleştirilmişti. Otele küçük bir kırma çatılı sundurmadan girilmektedir. Ayrıca bir cephesinde verandası bulunmaktadır.

Günümüzde yapı Selçuk ilçesinde mevcuttur. Ancak yapının 1922 Türk-Yunan çarpışmaları sırasında üst katı yanmış olduğundan tek kat şeklinde restore edilerek korumaya alınmıştır. Yapı belediye tarafından Carpouza Cafe olarak işletilmekte olup, bu isimde Selçuk ilçesinde geç 19. Erken 20. Yüzyılda işletilmiş bir başka otelin sahibinin adıdır.

Ali ÖZKAN

[1] Cana Bilsel, “ Modern Bir Akdeniz Metropolüne Doğru” İzmir 1830-1930 Unutulmuş Bir Kent mi? İletişim: 154
[2] Emel Kayın, İzmir Oteller  Tarihi, Apikam: 1
[3] Çınar Atay, İzmir Hanları, Apikam: 62
[4] Emel Kayın, İzmir Oteller  Tarihi, Apikam: 1
[5] Emel Kayın, İzmir Oteller  Tarihi, Apikam: 103
[6] Çınar Atay, İzmir’in İzmir’i, Esiad Yayınları: 195
[7] Çınar Atay, Tanzimat’ tan Cumhuriyet’e İzmir Planları, Yaşar Eğitim ve Kültür Vakfı: 46
[8] Emel Kayın, İzmir Oteller  Tarihi, Apikam: 103
[9] Emel Kayın, İzmir Oteller  Tarihi, Apikam: 103
[10] Çınar Atay, 19. Yüzyıl İzmir Fotoğrafları, Akmed Yayınları: 199
[11] Almanach Synoptıque A L’Usage Du Levant, 1894: 93
[12] Emel Kayın, İzmir Oteller  Tarihi, Apikam: 103
[13] Çınar Atay, İzmir’in İzmir’i, Esiad Yayınları: 195
[14] Emel Kayın, İzmir Oteller  Tarihi, Apikam: 103
[15] Emel Kayın, İzmir Oteller  Tarihi, Apikam: 105
[16] Ali Can, Eski Kartpostallarla Ayasuluğ/ Efes, Selçuk Kent Belleği Yayınları: 31

Ali ÖZKAN

No Comments