Hiciv, cyberpunk, tarih, toplumsal eleştiriler ve daha başka ne yazarsa yazsın, mevzu “aşk” olduğunda Hikmet Temel Akarsu için dünyanın durduğunu en iyi onun okuyucuları bilir. Edebiyatında her zaman en yüce ve kıymetli addettiği bu duygunun pençesine kendini memnuniyetle teslim etmiş bir yazar olduğunu söylemek asla yanlış olmaz. Kaldı ki kendisi de bilhassa “İstanbul Dörtlüsü” roman serisinde ya da “Babalar ve Kızları” ve “Dekadans Geceleri” gibi öykü kitaplarında sıklıkla “aşk”ı işlemiş ve hiçbir insani duygunun ondan daha önemli ve değerli olmadığını vurgulamıştır. Bu nedenlerden dolayı edebiyatta olgunluk çağına erişmiş bu yazarın seyahat ettiği yerler hakkında kaleme aldığı ilk romanı “Symi’de Aşk”ın temel meselesinin yine aşk olmasına asla şaşırmamak gerekir.

Şu cümlelerle tasvir etmeye başlıyor Akarsu Yunan Adaları’nı: “Yaz aşklarının, sınırsız sevdaların, balayı çiftlerinin, plaj sevişmelerinin, taverna eğlencelerinin, deniz ürünlerini doyasıya yemenin, uzonun, mavi sandalyelerin, mavi kubbeli kireç beyazına boyalı minik manastırların, namütenahi dinginliğin, sessiz kumsalların, pürüzsüz mavi göklerin, palmiye gölgelerinin, insanı sürekli eriten ve hiçliğe doğru evrilten, şırıl şırıl terleten kuru yaz sıcaklarının, çorak kayalıklarda ot arayıp meleyen sıska keçilerin, taş kaplama sokaklara çömmüş geçmişini yâd eden, kasketli, kirli sakallı, kaygısız yaşlıların ve siyah giymiş ak saçlı, yarım akıllı kadınların; o masalsı; o eğlendirici; o delifişek; o aymaz; o sefabaz; o keyifnaz insanların mavi cenneti değil miydi burası?!” Romanın romantik yönüyle ilgilenmeyecek olan okurları bile içine çekmesi muhtemel bu ve benzeri mekân ve mimari betimlemeleri, yazar-mimar Hikmet Temel Akarsu’nun edebiyatına aşina olanlara şaşırtıcı gelmeyecektir. Kaldı ki bir İstanbul yazarı olan Akarsu’nun merceğiyle Kos ve Symi gibi çoğu zaman göz ardı edilen, ufak adaları okumak büyük bir keyif. Basılı/Dijital seyahat metinlerinde denk geleceğiniz yerlerin edebi bir süzgeçten damıtılmış (ve zenginleştirilmiş) bir şekilde sunuluşu belki de romanın en güçlü yanı.

Pek tabii ki yazar aynı hassasiyeti sosyolojik tahlillerde ve insanların psikolojisine ışık tutarken de gösteriyor. Mekân betimlemeleri insanî duyguların, ruh hallerinin betimlemelerine karışıyor ve biz okuyuculara mekân ile barındırdığı insan arasındaki kopmaz, namütenahi bağa dikkat çekiyor: “Bir de daha yukarıda bir yalnız manastır var. İnsan bu tepeden Akdeniz’e doğru bakınca sözcüğün tam anlamıyla Yahya Kemal’in “gönül tahtı”na kurulmuş gibi hissediyor kendini. O denli sorunsuz, görkemli, mutlu ve mükemmel görünüyor her şey. Fakat gerçek hiç de böyle değil. Çünkü Yunanlara özgü o hoyrat hüzün ve Akdenizli melankoli; yani mavi gam yine hep devrede. Bu neden?! Bu nasıl oluyor?! Nerede, nasıl görüyor; nasıl hissediyorsunuz bunu?! Bunu anlatabilmek çok zor… Bu sorunsalı Ege adalarında her adım attığım anda çözmek zorunda olduğum bir bilmece gibi duyumsuyorum. Yunanları biz hep hafifmeşrep, kolayca neşelenen, her yerde eğlenebilen, dünyayı kafaya çok takmayan, tasasız ve gamsız insanlar olarak bilmez miydik?! Ve fakat şimdi görüyorum ki durum; hiç de böyle değil?! Sanki Balkanlar’ın o ünlü hüznü, dağlardan ovalardan yuvarlanıp nehirler olup akmış; Mavi Ege’ye ulaşmış, her yeri kaplamış. O denli kesif bir hüzün…”

Akarsu’nun bu cezbedici Akdeniz fonu önüne iliştirdiği kurgu ise bir kuşaklar çatışması üzerine kurulu: Yunan Adaları seyahatinde tanışan geçkin bir yazarla “lider bir GSM operatörü şirketinin bilişim bölümünde yazılımlardan, yeni teknolojilerden, operasyonlardan ve uydu takip sistemlerinden sorumlu” güzel bir genç kadının umutsuz aşkı. Hayatta kendini “görkemli bir kaybeden” olarak gören bir edebiyat adamıyla böyle uzun unvanlarla kimliğini ispatlayan ama bundan dolayı varoluşsal sıkıntılar çeken bu Y Kuşağı üyesi kadının çatışmasını okumak büyük bir keyif. İkilinin birbirleriyle kurmaya çalıştığı bağ, aralarındaki teknolojik engeller ve yaş farkı romanı edebi bir ziyafete çeviriyor.

Hikmet Temel Akarsu romanda bizzat açıkladığı “mavi gam”ın etkisi altına girmiş ve bize o duygunun etkisi altından acıklı yaz aşkını anlatıyor. Sade, eğlenceli ve yeri geldiğinde mizahî bir dille kaleme alınmış bu lirik roman, önümüzdeki yaz için birçok kişiye ilham kaynağı olabilir –her anlamda.

Emre Karacaoğlu

“Symi’de Aşk”
Hikmet Temel Akarsu
Roman
128 sayfa
1984 Yayınevi

No Comments