Hem Romantik Hem Komik Olunur Mu?

26 Temmuz 2009  
Kategori: SİNEMA

Bir romantik komedi kısa filmi senaryosu denemesiyle bu soruya cevap arayalım bakalım…

er2la3tr0

Büyük bir medya kuruluşunda çalışan Canıthın yakışıklı, zengin, illaki Newyork’lu ve yalnız bir gençtir. Arkadaşları ara ve sıra ona çeşitli kısmetler önerseler de o gecelik ilişkilerden ve özgürlükten yana bir tavır sergilemektedir. Devamını oku

Lanetli Ev

13 Haziran 2009  
Kategori: SİNEMA

Klasikleşmiş gerilim hikayelerinden hoşlananlar için iyi bir seçenek olabilecek bir film Lanetli Ev. Benzeri birçok film çekilmiş olsa da günümüzde çekilenlerin görsel efekt ve teknolojiden faydalanma konusundaki avantajlarını düşünecek olursak başta da söylediğimiz gibi türün sevenleri için seyirlik bir film çıkıyor ortaya. Devamını oku

Lost, Heroes ve Bizim Çocuklar

06 Haziran 2009  
Kategori: GÜNCEL, Manşet, SİNEMA

Son zamanlarda bir dizi manyaklığıdır ki aldı başını gidiyor. Lost, Heros, Gossip Girl ve daha niceleri… Bazıları sanki aynı senaristin elinden çıkmış gibi… Devamını oku

Der Baader Meinhof Komplex

15 Mayıs 2009  
Kategori: SİNEMA

Andreas Baader,Ulrike Meinhof ve Gudrun Ensslin’in başı çektiği Kızıl Ordu Fraksiyonu bombalama ve adam kaçırma eylemleriyle 70′lerin Almanyasında adeta terör estirmektedir.Kendilerini terörist olarak görmeyen,gerilla hatta devrimci olarak tanımlayan ve daha iyi bir toplum için savaştığına inanan grup,kanlı eylemleriyle kendi insanlıklarını da kaybetmektedir.Onları en iyi anlayan kişi,peşlerindeki Alman polisinin başı Horst Herold’dır.Herold;Baader,Meinhof ve Ensslin’i yakalamayı başarsa bile bunun buzdağının görünen taraf olduğunu bilir. Devamını oku

A Song is Born – Bir Şarkı Doğuyor

08 Mayıs 2009  
Kategori: KÜLTÜR SANAT, MÜZİK

Bir Şarkı Doğuyor;  Müziğin Tarihsel Evrimi

1948 yapımı filmde Danny Kaye başta olmak üzere Benny Goodman, Louis Armstrong gibi ünlü isimlerin katılımıyla Jazz müziğin kilometre taşlarından olan bir çalışmaya imza atıldı.
Filmin en can alıcı noktalarından biri olan bu şarkı müziğin tarihsel evrimini şekillendiriyor.

Film hakkında Hürriyet gazetesinde yayınlanan kısa tanıtım şu şekilde;
louis_armstrong
”Aralarında Danny Kaye’in de bulunduğu bir grup müzik profesörü, müziğin tarihini yazmaya karar verir. Bu arada hikayeye, gangster sevgilisinden kaçan bir kadın da katılır. Danny Kaye’in belki en komik değil ama en başarılı yapıtlarından biri. Cazın ağırlıklı olarak kullanıldığı siyah beyaz film, ülkemizde ‘‘Samba Kralı’’ adıyla biliniyor.”

Aşağıdaki videoda izleyeceğiniz şarkı ise filmden alınmış, müziğin özellikle de Jazz’ın doğuşu üzerine harika bir başyapıt…


A Song Is Born (1948) Danny Kaye – Virginia Mayo
by bulsara

Bir Şarkı Doğuyor ‘‘A Song is Born’’
Y: Howard Hawks O: Danny Kaye, Virginia Mayo, Benny Goodman / 1948

İki yönetmenin yükselişi; Tarsem’den Boe’ye….

04 Mayıs 2009  
Kategori: Manşet, SİNEMA

Millenium sinemasında biri görsellik ve kurgu diğeri ise anlatımları ile öne çıkan iki isim var. İlki görsellik ustası Tarsem Singh, aslında video klip yönetmenliğiyle başlamasının verdiği bir özellikten olsa gerek ki Tarsem bize çok renkli bir film izletme kaygısını taşıyor.
Devamını oku

Die Welle / Tehlikeli Oyun

03 Mayıs 2009  
Kategori: SİNEMA

Bireyler toplumun izini taşır mı?

İnsanların yüzyıllardır yaşadıkları toprağa etkisi olmuş mudur? Soludukları hava toprağa çiçeğe suya farklı bir tad vermiş midir?
Ya da yaşanan sosyal depremler kuşaktan kuşağa DNA’larla taşınır ve gizli bir fitille ateşlenebilir mi?
Die Welle 2008 (Tehlikeli Oyun) adlı filmde lise öğrencileri için hazırlanan proje haftasında iki konu yer alacaktır. Konulardan biri Otokrasi diğeri ise Anarşidir. Beden Eğitimi öğretmeni de olan eski anarşistlerden Wenger çok istediği konuyu başka bir öğretmene kaptırınca buna kızıp öğrencilerle otokrasi konusunda çok farklı bir istekle çalışarak onlara yanlışları ve nasıl kolayca kendilerini bu yanlışın içinde bulacaklarını göstermek isterken olay çığırından çıkar, ve Proje haftası gerçeğe dönüşür. Die Welle artık kendi dinamikleri olan bir hareket halini almıştır.

die-welle

Filmin can alıcı sahnelerinden biri de Nazi Almanyası dönemine ve insanların böyle büyük bir sosyal değişime nasıl maruz kalabildiğiydi. Toplumsal faşizm nasıl bir ülkeye bu kadar çabuk hâkim olabilmişti. Bu tekrar yaşanabilir miydi?
Hiçbir korku sandığınızdan uzak yada yeterince derinde değildir, uyuyan korkuların uyanması an meselesidir siz onların üzerini örttükçe onlar güçlenerek büyür.
Bu film, daha sonra bahsedeceğim Die Experiment ile birlikte Alman psikolojik filmlerinin en başarılı örneklerindendir. Dünyadaki ilk korku filmini (Das Cabinet des Dr. Cagliari- 1916) çeken Alman sinemacıların yeni dönem sinemasında da varlıklarını bu tip güzel çalışmalarla sürdürmesi tabi ki çok güzel.


Bande annonce de Die welle en VO
Yükleyen pozzie

İKİ FİLM BİRDEN…

02 Mayıs 2009  
Kategori: SİNEMA

Yakın tarihimizde hepimizin televizyonlardan izlediği çok önemli bir küresel değişime tanık olduk. Soğuk savaşın bitişine, Berlin duvarının insanlar tarafından yıkılışına tanıklık ettik. Peki bu tanıklığın yanında acaba bir gün Demokratik Almanya’da yastığa baş koyup ertesi gün Federal Almanya olarak güne merhaba diyen insanlar neler hissetti? Bunun yanında farklı iki kültürden insanlar -aynı ırktan olsalar da, hatta aynı coğrafyayı paylaşsalar da- neler yaşadı?

Bu soruların benzerini cevaplamaya yönelik olarak 2 film var ön plana çıkan. Das Leben Der Anderen (Başkalarının yaşamı) ve Good Bye Lenin (Hoşça kal Lenin)…

İki film birbirinden çok farklı iki konu ve soru ile değerlendirdiği için bu dönemi, iyi anlamak adına her ikisinin de izlenmesi gereken çok başarılı filmler olduğunu düşünüyorum.

İlk olarak Das Leben Der Anderen ile başlayalım.

das-leben-der-anderen

79. Oscar Ödülleri’nde “en iyi yabancı film” dalında ödüle layık görülen politik gerilim filmi “Başkalarının Hayatı”, Glasnost’un ve Berlin Duvarı’nın yıkılışından beş yıl önce 1984′te Doğu Berlin’de başlıyor ve izleyiciyi iki Almanya’nın birleştiği 1991 yılına kadar götürüyor. Film, Doğu Almanya’nın güçlü gizli polis örgütü Stasi için çalışan Yüzbaşı Gerd Wiesler’in yavaş yavaş gelişen düş kırıklığını konu alıyor.

Eski Demokratik Almanya Cumhuriyeti (Doğu Almanya) hükümeti, çöküşünden beş yıl önce iktidarını ancak acımasız bir kontrol ve gözetleme sistemiyle sürdürebilecek noktaya gelmiştir. Stasi adlı gizli polis servisine bağlı binlerce muhbirin yaptığı ihbarlar sonucunda 17 milyon nüfuslu ülkede 200 bin kişi fişlenmiştir. Hükümetin ve Stasi’nin hedefi, “başkalarının hayatları” hakkında her şeyi bilmektir.

İşine aşırı bağlı Stasi polisi ve uzman sorgu yargıcı Gerd Wiesler, ünlü oyun yazarı Georg Dreyman’la ilgili kanıt toplama görevini üstlenir. Wiesler’in görevi, Devlet Güvenlik Kültür Departmanı başkanı Yarbay Anton Grubitz’in, onu Wiesler’in yeni oyununun galası na davet etmesiyle başlar. Geceye katılanlar arasında Bakan Bruno Hempf de bulunmaktadır. Gala sırasında Hempf, Grubitz’e, başarılı oyun yazarının sadakatinden kuşku duyduğunu söyleyerek geniş boyutlu bir gözetleme operasyonuna onay vereceğini açıklar. Kendi politik geleceğini aydınlatma derdindeki Grubitz, insanların tek tek izlenmesini içeren ve “etkin prosedür” adıyla bilinen yakın izleme prosedürünü uygulayacağına söz vererek operasyonun sorumluluğunu üzerine alır. Öte yandan Wiesler da, Dreyman’ın partiye yeterince sadık olamayacağı konusunda onlarla hemfikirdir.

Dreyman’ın tüm faaliyetlerini gözetleyen Wiesler, sonunda onu mahvetmek için ihtiyaç duyduğu bilgiye ulaşır. Dreyman’ın girişimlerini başarısızlığa uğrattığı takdirde ülkesine hizmetini yapmış olacaktır. Ancak sevgi, edebiyat ve özgür düşünceyle dolu “başkalarının yaşamlarına” burnunu sokarken, kendi varoluşunun yetersiz ve eksik yanlarının farkına varacak ve Doğu Almanya adına yaptığı ajanlık faaliyetini sorgulamaya başlayacaktır…

1991′de, Berlin Duvarı’nın yıkılışından iki yıl sonra eski-bakan Hempf ile görüşmesi sırasında bir zamanlar Stasi tarafından gözetlendiğini öğrenen Dreyman ise, hayatının en acımasız uyanışlarından birisini yaşar. Evinde yaptığı araştırmada duvar kağıtları nın altına gizlenmiş kablo ve mikrofonlar bulup araştırmasını derinleştirdiğinde, kendi geçmişiyle ilgili çok farklı gerçekleri keşfedecektir…
Hayatın her anı kayıt altında…


Das Leben der Anderen – La vie de autres Trailer VOST French
Yükleyen no_none

Diğer filmimiz Goodbye Lenin

good-bye-lenin-plakat

1989 yılının Doğu Almanya’sın da yaşayan Alex’i, Berlin Duvarı’nın yıkılması ile daha karmaşık ve zor bir dönem beklemektedir. Sosyalist Doğu Almanya’nın önde gelen vatandaşlarından biri olan annesi, geçirdiği kalp krizi sonucu girdiği komadan uyanmıştır.
Komada kaldığı sekiz aylık zaman içinde, kalbi oldukça zayıf düşen annesinin, yaşayabileceği en ufak bir şok, onu ölümle burun buruna getirecektir. Devrime sıkı sıkıya bağlı olduğunu bildiği annesi eğer gerçekleri öğrenirse yaşadığı şoku atlatamayacağını düşünen Alex, bu durum karşısında, duvarın yıkıldığını annesinden gizlemeye karar verir.

Annesini hiçbir şeyin değişmediğine inandırmak için, en yakın arkadaşını, kız kardeşini, sevgilisini ve apartman sakinlerini de bu oyunun parçası haline getirir.

Anne artık masallar diyarında yaşamaktadır.


Good Bye Lenin – Scène finale hôpital
Yükleyen rougememoire

IDIOCRACY/AHMAKLIK

01 Mayıs 2009  
Kategori: SİNEMA

Idiocracy Sadece Bir Ütopya mı?

Yoksa gerçekten de yüzyıllardır yazılanların aksine gelecekte insanoğlunu süper zeki varlıklar olarak uzayın derinliklerini keşfetmek yerine aptallar sürüsünden oluşan bir güruh olması gerçekliği olası mı? Tabii bu konu üzerine pek çok olasılık tartışılsa da ne yazık ki sanat ve kültür konusundaki yozlaşmanın getirdiği erozyon en azından bu alanda filmin aşırı gerçekçi bir yapı takındığını inkar edemez.

Bu kadar şey yazdıktan sonra durup şunu diyebilirsiniz bu adam neyden bahsediyor? Gerçekten Idiocracy nedir bilmeyenler olduğu için bu noktada biraz açıklama yapalım.

Idiocracy_PosterB

Idiocracy, 2006 yapımı bir Amerikan filmi. Türü komedi olarak geçse de eleştirel komedi demek doğru olacaktır. Filmin giriş kısmında ortaya attığı bir tez var ve sonrasında tüm senaryo bu teze göre şekilleniyor. Buna göre zeka seviyesi yüksek ve birey olmuş insanlar üreme konusunda belirli sıkıntılar yaşıyorlar. Biraz açacak olursak bu insanlar kariyer yapmak ya da modern dünyanın yarattığı psikolojik sorunlarından dolayı çoğalamıyorlar. Hep önlerine bir engel koyup ileri bir zamana atıyorlar. Diğer taraftan zeka seviyesi ortalamanın altında olan (idiot) aptal diyeceğimiz insanlar ise çocuk yapmaya devam ediyorlar. Film buradan bir sonuç çıkarıp gelecekte insanoğlunun zeka seviyesinin ortalamanın çok altında kalacağını ve dünyayı aptalların yöneteceğini savunuyor. :)

Bu noktada filme bakacak olursak, askeriye 2005 yılında insanları dondurmak üzerine bir deney yapmak istiyor. Böylece çok önemli insanları dondurarak gelecekte onlara ihtiyaç duyulduğunda buzlarını çözmeyi düşünüyorlar. Normalde bir senelik sürece göre düşünülen bu deney için iki ortalama zekaya sahip insan donduruluyor. Ancak unutulan bu iki insan bir sene sonra değil tam 500 yıl sonra 2505 yılında çözülüyorlar. Ve aslında film burada başlıyor.

Evet bu küçük bilgilendirmenin ardından neden 2006 tarihli bir filme geri döndüğümüze gelirsek, görevlerinden biri sadece film izlemek olan ben sırf meraktan yada izleyecek bir şey kalmadığından çerez filmlere de zaman zaman el atmaktayım. Son dönemde özellikle Amerika’da da bizdeki İvedik tarzı filmler var aslında. American Pie ile 70′lerin erotik komedi serilerine bir dönüş başlasa da, ilk film ergen gençlerin ilk heyecanlarını konu alan biraz abartılı komedi olarak yola çıkmıştı. Fakat serinin ilerleyen bölümleri tamamen konudan uzak, sadece sığ ve cinsellik içeren kötü komedi filmlerine ilk filmin isminden hala çıkar sağlamak amaçlı devam edildiğine şahit olduk. Keza daha sonraki Super Bad yada en son bu senenin ürünü 18 year old Virgin gibi sadece cinsellik üzerine kurulu filmleri görünce insan durup bir daha düşünüyor. İşte sinemamızın rekorlar kıran filmi İvedikler de bu düşünceyi sonuna kadar karamsarlığa iten sebeplerden biri.


The great garbage avalanche of 2505
Yükleyen deep

Sıradışı bir film; OKUYUCU

30 Nisan 2009  
Kategori: SİNEMA

İlk olarak oyuncu kadrosuyla ilgi çekse de oyunculukları da aşan ilginç konusu, İkinci Dünya Savaşı Almanyasına ve o dönem herkesçe malum yaşanılanlara farklı bakışıyla da izlenmeyi hakeden bir film Okuyucu/The Reader…
Devamını oku

« Önceki SayfaSonraki Sayfa »