Dünya Karikatürcü Kuruluşları Federasyonundan Japonya Çağrısı

03 Nisan 2011  
Kategori: GÜNCEL

FECO’nun Japonya Çağrısı
Japonya için Çizelim!

FECO, Dünya Karikatürcü Kuruluşları Federasyonu, Japonya ile dayanışmak adına yeni bir eyleme imza atacak. FECO üyesi olsun ya da olmasın, tüm ulusların çizerlerinin katılacağı büyük bir sergi planlıyoruz. Eserler satışa sunulacak, elde edilen gelir ise Japonya’daki facianın kurbanlarına iletilmek üzere yetkili bir kuruma devredilecektir. Bu fikir, FECO Dergisinin editörü Zoran Petrovic’e aittir; eserlerinizi aşağıdaki adrese doğrudan gönderebilirsiniz: Devamını oku

Anlam Arayışları ve Gerçek

19 Mart 2011  
Kategori: GÜNCEL

Doğal afetler yarattığı travmayla insan bünyesinde kalıcı izler bırakıyor. Bu hafta, Japonya’da yaşanan 9,0 şiddetindeki deprem, dünya insanlarının içini acıttı. Gölcük depreminden 55 kat daha büyük bir deprem. Ölen, kaybolan nice insanın acı haberlerini alıp ta üzülmemek olası mı… Deprem önlemlerini alan çalışkan, üretken, yaratıcı Japonların eserleri olan binalara sarsıntı zarar vermiyor ama 17 saniyede, 4 metre yüksekliğinde hızla gelen Tsunami dalgaları onbinlerce insanı, kenti yutuyor. Doğanın korkunç gücü olan afetler insanları haberli, habersiz yakalıyor. Ardılları yetmiyor, nükleer tesislerin patlaması, bir volkanın kül ve taş püskürtmesi de ayrı kıyım yaratıyor.

Ülkemizde yaşanan 17 Ağustos 1999 depremiyle ilgili acıyı hala unutmadık. Basında verilen kareleri anımsayın:http://aktuel.mynet.com/galeri/haber/17-agustos-depremi-17-agustos-depremi/1060/8857/sayfa/27/#

Televizyonlarda izlediğimiz şoka girmiş insanların yüzlerindeki ifade, olaydan hiç etkilenmemiş gibi donuktu. Bu durum psikolojik olarak yoğun ızdıraba karşı vücudun verdiği ilk şok tepkisi. Fiziksel yaralanması olmayanlarda ortaya çıkan duygusal sorunları, zaman ilerlediğinde gördük. O yaşadıkları anlar uzun dönem gözlerinin önlerinden gitmedi, her an korku içinde yaşadılar. Kafaları karıştı, uyku, yeme düzeni, iştahları bozuldu, hafızalarında problemler oldu. Tıbbi rahatsızlık geçirenler, içine kapanıp, hiç konuşmayanlar oldu. Bazılarının tepkisi yıllar sonra gecikmeli olarak ortaya çıktı. Bunları, yakın çevremizde, kendi bünyemizde olmuş gibi izledik, öğrendik. Depremden sonra yaşanan korku ve kaygı özellikle çocuklarda çok zorlayıcı olmuştur. Daha küçük yaşlarda normal olan parmak emme, altını ıslatma gibi davranışlara geri dönenleri gördük tv.de. Kabuslar görenleri, yalnız yatmaktan korkanları, duygu durum bozuklukları ile okul başarıları etkilenenleri, sık sık öfke nöbeti gösterenleri ya da içlerine kapanıp, yalnız kalmak isteyenlerin çoğaldığını duyduk. İnsanların duygusal olarak yeniden eskisi gibi sağlıklı duruma gelebilmeleri ve yaşamın kontrolünü yeniden ele geçirebilmeleri uzun zaman aldı.

Geçen yıl msn Internet sayfalarında; İsrail’de, Arizona’da ve Kazakistan’da çekilmiş kum fırtınası ile ilgili fotoğraflar vardı. Saatte 70 kilometreye yakın hıza sahip ve “duvar” gibi yüksekliği bir kilometreden fazla olan “kum fırtınası” ile ilgili. Fotoğrafların altlarına küçük notlar düşülmüştü: Soğuk rüzgarlar, sıcak toprakla birleşince, kum parçacıkları yükselerek fırtınanın içine karışıyor ve ilerlemeye devam ediyormuş. Fırtınada göz gözü görmediğinden, insanlar yollarını bulabilmek için omuzlarına aldıkları bir sırığın üzerine çok sayıda fenerler takarak yol alıyorlardı, fotoğraflarda. Kimi zaman kum fırtınaları, okyanusta da devam edebilir ve Atlantik’in yüzlerce kilometre içerisine kadar girebilmiş.

Bir kilometrelik yüksekliğiyle gerçekten bir duvar gibi! 70 kilometre hızla, önündeki her şeyin üzerini kumla örtmek üzere ilerliyor. Fotoğraflarda görülen yemyeşil doğa, köprüler, binalar, evler, insan ve hayvanların üzerini sadece kumla örtmekle yetinmez ki. Türkiye’de, 1980 li yıllarda 150’nin üzerinde türde binlerce kuşa ev sahipliği yapan Konya’nın Ereğli ilçesindeki Akgöl Sazlığında kum fırtınası ve Erozyon yüzünden sulama kanalları metrelerce toprakla dolmuştu ve verimli toprak heba olmuştu. Kumlar makineleri bozmuş, solunum hastalıkları baş göstermiş, çocuklar okula gidemez olmuşlardı. Arıların yüzde otuzunun öldüğünü ve bir çok hayvan türünün zarar gördüğünü okumuştum, basında. Oysa, balık hafızalıyız çoğumuz. Üzerinden zaman geçince yaşanan afetlerin acısı durulur ve günlük hayhuylarımıza döneriz. Bir daha hiç başımıza gelmeyecekmiş gibi hatta ölmeyecekmiş gibi yaşamı sürdürürüz. Ülke ve toplum gündeminde olan konularla cebelleşirken kişisel tartışmalarımızı, kavgalarımızı arttırırız. Bize benzemeyeni beğenmez, değiştirmeye çalışırız. Anlam anlayışı içinde saflar tutarız. kendi düşüncemiz yokmuşcasına başkalarının görüş ve düşüncelerini sahipleriniz. Kızarız, kırarız, küseriz, gönülleri yıkarız, yaralarız, yaralanırız. Ego’lar savaşır durur. Taa ki, gündeme yeni bir afet düşene kadar…

Fotoğrafları izledikçe ürperdim. Aklıma, uzak geçmiş tarihlerde toprak altında kalmış medeniyetler geldi. Antik dönemlerdeki tanrı ve tanrıçalarının saf bilgeliğiyle binlerce yıl öteden taşınan mit’leri yeniden canlandıran yeni coğrafyaların bir afetle yok oluşunu düşündüm. Sonra, kurtulabilen bedenlerin, ruhlarını da alıp yeni yollara-anlamlara, coğrafyalara koyuluşlarını düşledim. Yeniden anlam üretip, didinirken; yeni yok oluşlarla dünya hanesinden her şeylerinin silindiğini ve her şeyin “boş” olduğunu duyumsayışlarını. Yakın tarihimizde; doğum ve ölüm tarihleri arasındaki kısacık çizgileriyle yaşam vadelerini bitirmiş, ardında iz bırakanlar geldi aklıma. Onları-n ilke ve yararlılıklarını yaşatmak isteyen günümüz-farklı çağın insanları. Hepsinin, her şeyin biteviye kendi öyküsünü içinde barındıran ve nereye varacağı kestirilemeyen yollara sürüklenişlerini. Çünkü doğal afetler tehditleriyle her an karşılarında: Şili depremi nehirleri ters akıtmıştı. Kar fırtınaları, Seller, Tsunami, Heyelanlar, Kum fırtınaları, Yangınlar, Depremler, Volkanik patlamalar, Sıcak hava dalgaları, Çığlar, Dolu, Sis, ozon seyrelmesi, deniz seviyesi yükselmesi vs. Önlerine geleni yok etmeye hazırlar. İnsanoğlu bunların biriyle baş edebildim derken diğeri gelir vuruyor. “Doğanın korkunç gücü” anlam arayışlarına, her şeye baskın çıkıyor. Bu “Gerçek”; hiçliğe, boşluğa sürüklüyor insanı. Dün vardın, bugün yoksun…

Her şey boş mu gerçekten?

Nurşen Görşen

Çizgi ile Öykülemenin Endüstri Haline Dönüştüğü Bir Fenomen: Japon Mangaları

(Stilize Bir Tür Çizgi Roman: Manga)

Hikmet Temel Akarsu
İstanbul, 6 Ocak 2008htakarsu@gmail.com
www.myspace.com/hikmettemelakarsu

Manga: Japon Çizgi Romanının Tarihi
Paul Gravett
Türkçesi: Rüstem Baksoy
Japonca Çeviriler: Hüseyin Can Erkin
176 sayfa Büyük Boy
Plan B Yayınları

(Yüxexes Dergisi’nin Nisan 2009 sayısında yayınlandı.)

“Ölümsüz ergen vampirler, Solaris stili atmosferik bilimkurgular, milyoner bir kadınsı süper hırsızın karşılıksız aşkı, New York polisinin sert muamelesi, AIDS hakkında duygusallıktan uzak yarı belgesel dramlar, James Bond tipli eşcinsel bir fedai hakkında çılgın bir taşlama, Japon tarihinin titizlikle araştırılmış revizyonist yorumlarına eklenen gizli aşk maceraları, eşcinsel erkeklerin aşk maceralarının heyecanlı bir uyuşturucu savaşı hikayesi ile birleştirilmesi…”(Manga: Japon Çizgi Romanının Tarihi Sf. 80. Pf.2) Devamını oku