Yoldaşım 40 Yıl (Hulki Aktunç’la Söyleşi)

Yazan: 01 Haziran 2009  
Kategori: EDEBİYAT, KÜLTÜR SANAT

Bir Devrin Edebiyatı…

Doksanlı yılların ortalarından itibaren Türkiye’deki yayıncılıkta başlayan hareketlilik büyük sermaye gruplarının ve hatta bazı büyük bankaların bu piyasaya girmesine neden oldu. Gelişen maddi imkanların sonucunda edebiyatımız yararlı mı zararlı mı olduğuna bugün bile tam olarak karar veremediğimiz yepyeni edebi türlerle tanıştı. Bunlardan en ilgi çekici olanı ve “münevverimiz”in yapısına en uygun olanı nehir söyleşilerdi ki bu alanda sayısız kitap yayınlandı.

“Nehir Söyleşiler” tam bize göre bir edebi formdu. Anı çok önemli bir edebi türdü ama zahmet edip emek çekip oturup yazmak gerekiyordu. Belagat yapmak; ter dökmek gerekiyordu. Yazınsal ustalık ve tecrübe yoksa, işin akamete uğraması da ciddi anlamda sözkonusuydu. Oysa gelişen tenik imkanlar sonucunda bir alanda şöhret ve başarıya ulaşmış birine yetenekli bir yazar aracılığıyla mikrofon doğrultup sonra bantları çözerek “kütük”(!) gibi kitaplar hazırlamak kabildi. Büyük sermaye yayınevleri bu fikri çok sevdi. Doğrusu hakkında nehir söyleşi yapılan, şöhret ve başarıya ulaşmış kişiler de bu düşünceye bayıldı. Çünkü çay kahve içerek anılarını anlatıyorlardı ve acar bir yazar bunları kitap formatına taşıyordu. Şıpınişi kitap! Tuğla gibi hem de. Oldu da bitti maşallah şeklinde.

Bu işten yayıncı da memnundu. Çünkü bu sayede çok önemli isimlerin adı yayın katalogunda geçiyordu. Yazar ya da başka konumda olması mühim değildi. O, ilk bakışta anlaşılmıyordu. Boğuntuya geliyordu. Neticede önemli bir ismin adı geçiyordu katalogda. Yayınevine prestij ve güç kazandırıyordu bu durum.

hulkiks8

Kişisel olarak ben; necip Türk entelektüelinin icadı olan bu türü sevip sevemediğime hala daha tam olarak karar veremedim. Ama okuduğum başarılı bir nehir söyleşi kitabının ardından bir başka şeye karar verdim ki onu hemen sizlerle paylaşayım: İster klasik anı tarzında kaleme alınsın, ister nehir söyleşi olarak hazırlansın yetkin kişiliklerin yaşamlarından bazı kesitleri öğrenmek, içten sarfedilmiş sözleri bilmek ve değerlendirmeleri duymak çok öğretici, yararlı. Hatta kimi dönemlerin içinde yatan anlaşılmaz bazı oluşumların neden öyle olup bittiğini anlamak da bu sayede kabil.

Beni bu düşünceler sevkeden başarılı nehir söyleşi kitabı Say yayınları’ndan çıkan “Yoldaşım 40 Yıl” adlı kitap. Hazırlayan, sempatik ve başarılı genç yazar Rıza Kıraç. Söyleşiyi veren ise tanınmış edebiyatçı Hulki Aktunç.

Rıza Kıraç’ın Hulki Aktunç’la yaptığı nehir söyleşi emsallerine kıyasla daha kısa. Dizin dahil 224 sayfa gibi. Bu, kitabı daha okunulur ve anlamlı kılıyor. Zaten ben de bir solukta okudum. Sizlere de tavsiye ederim. Gerek kitabı hazırlayan Rıza Kıraç’ın gerekse de mülakat veren Hulki Aktunç’un içten, samimi, kibirsiz ve yetkin üslubu kitabı akıcı ve anlamlı bir okumalık haline getirmiş. Bir dönemin sempatik ve başarılı romancısı Rıza Kıraç’ın geçtiğimiz günlerde Can Yayınları’ndan da Hürrem Erman biyografisi çıkmıştı. Diyebilirim ki Rıza Kıraç yeni el attığı bu alanda çok başarılı. Sanırım bunda canayakın, çalışkan, sıcak ve enerjik kişiliğinin etkisi var.

Hulki Aktunç’un nehir söyleşisinde okura ilginç gelecek ne olabilir; diye düşünenlere verilecek sağlam yanıtları var kitabın. Çünkü sözkonusu yazar Hulki Aktunç yaklaşık 40 yıldır edebiyat piyasasının içinde ve pekçok önemli edebiyat profiline ait ilginç anekdotları sunuyor bizlere söyleşisinin satır aralarında. Bunlar arasında bana çok ilginç ve önemli gelenleri özellikle Kemal Tahir ile ilgili olanlar oldu. Yerelciliğinden dolayı monden Türk edebiyatçısı ve entelektüeli tarafından dışlanmış Kemal Tahir’e itibar eden bir yazar olması Hulki Aktunç’un değerini bir kez daha gösteriyor.

Aslında pekçok eserini, okuduğumuz özellikle öyküleriyle ilgi derlemiş, yanısıra çok önemli iki kültürel yaratıya; Argo Sözlüğü ve Erotologya’ya imza atmış Hulki Aktunç’un rafine edebiyatçılar arasında sayılması gerekirdi. Fakat bu bir türlü yapılmadı. Bunun nedeni de Hulki Aktunç’un ekmek parası için yazarlık yaşamının önemlice bir bölümünde reklamcılık yapması, hatta bir dönem reklamcılar derneği başkanlığını yürütmesidir. Rafine edebiyatçılara göre bu affedilmesi güç bir karşıtlıktır. Tüketim toplumunun en başat uygulamacı sınıfını oluşturan reklamcılar edebiyatçılar tarafından hep bir dudak bükme ile karşılanırlar. Dışlanırlar. Reklamcılar da bu yaftadan kurtulmak için devamlı çırpınır durur, rafine edebiyat yapıtları yayınlamaya, edebiyatçı yayınevleri tarafında ciddiye alınmaya, edebiyatçı muhitlerinde gözükmeye, edebiyatçılara mahsus “çıkıntılıklar” yapmaya çalışırlar.

Hulki Aktunç özelinde ben bu hususun konu dışı tutulması gerektiğine inananlardanım. Çünkü Hulki Aktunç, kitabında yaptığı çok içten açıklamalarla, ekmek parası kazanmak için bu mesleğe girdiğini, aslında birçok kişinin daha başka başka mesleklerde ekmek parası uğruna edebiyatla çelişen işler yapabildiğini ifade ediyor ve kitap boyunca dürüst yorumlarda bulunuyor. Bu açıklamaları boyunca, ne pahasına olursa olsun kalemine itina eden bir edebiyatçının rafine hüznü yansıyor sözcüklerinden.

Hulki Aktunç’un eserlerini ve çalışmalarını okumuş, bir oranda incelemiş ve faaliyetlerine ilgi duymuş biri olarak onun içtenliğine inanıyorum. Kitabında büyüklenmelere girmek yerine kalbini sızlatan çelişkileri ve içinde ukte kalmış bazı olayları açması onun cesaretini, zarafetini ve değerini gösteriyor. Söylediklerine yapacağım en büyük muhalefet ise hiç ummayacağınız bir alanda: Değerli yazar kendi kendine yaşlı yaşar muamelesi yapıyor ve son döneminde geride kalan topluma tecrübelerini aktaran bir ihtiyar üslubuyla konuşuyor. Bu, gerçeği yansıtmamaktadır. Hulki Aktunç bence hala genç bir yazardır. Üç sene önce bir sağlık sorunu yaşamış olması bu gerçeği değiştirmez. Hele ki şimdi reklamcılığı ve tüm diğer işleri bırakarak kendini sadece edebiyat ve resime vermiş ki ortaya nice güzel işler çıkaracağını hep birlikte göreceğiz. Eminim ki okumaya doyamayacağımız kitaplar gelecek.

Bu kitabı okuduktan sonra birazcık düşündüm de; kültür piyasasındaki en büyük lapacılıklardan biri olarak önyargıyla baktığım nehir söyleşiler aslında o kadar da kötü şeyler değil galiba. Başka türlü bir değerli yazarın varsıllıklarla dolu iç dünyasından bu anekdotları nasıl çekip alacaktık?

Sanırım nehir söyleşilere bundan böyle çok daha iyi gözle bakacağım. Yeter ki söyleşiyi yapan Rıza Kıraç kadar, söyleşiyi veren ise Hulki Aktunç kadar değerli olsun!

Yoldaşım 40 Yıl (Hulki Aktunç’la Söyleşi)
Hazırlayan: Rıza Kıraç
Nehir Söyleşi
224 Sayfa Say Yayınları

Hikmet Temel Akarsu
İstanbul, 22 Aralık 2008
htakarsu@pen.org.tr
www.myspace.com/hikmettemelakarsu

Bu yazı 79 defa okundu

Yorumlar


Yorumunuzun yanında istediğiniz resmin görünmesini istiyorsanız gravatar edinin!